Kamburundan dolayı beli bükük olduğu için mecburiyetten eğilmek zorunda kalan kadın benim karnımın hizasına geliyordu. Boynu daha fazla ağrımasın diye yanına gidip karşısında diz çöktüm. Bunu yapmamın tek nedeni her defasında beni görmek için kendini zorlayıp başını kaldırmaya çalışmasıydı. Beni daha rahat görmesi için karşısında diz çökmüştüm. Gülperi ismini kendisine yakıştıramadığı için adını fısıltıyla söylemişti. Belki de çok uzun zamandır kamburu yüzünden birçok kötü muameleye maruz kalıyordu. Ona bakınca bile bunu anlayabiliyordum.
Gözlerinin içine oyunbaz bir ifadeyle baktım. "Sana bir sır vereyim mi?" Muzipçe gülümseyip onu neşelendirmeye çalıştım. "Kendi dünyamda bu kale kadar olmasa da benim de bir şatom vardı. Demek istediğim, öyle bir şatonun hanımı olarak ben şu ana kadar kimsenin önünde diz çökmedim. Ancak illa birinin önünde diz çökeceksem bunun sen olmandan gocunmuyorum." Yutkunduğunda gözlerinde gördüğüm o duygu içimi acıttı. Tüm hayatı aşağılanarak geçmişti, değil mi? Böylesine bir ilgiye yabancı olduğu o kadar belliydi ki. Yüzündeki her bir kırışık kim bilir ne gibi acıların eseriydi.
Daha önce kimse onu insan yerine koyup onunla güzel bir şekilde konuşmamış gibiydi. Sözlerim karşısında ne denli mutlu olduğunu görüyordum. Ruhundaki heyecan, gözlerine yansıyordu. "Hiç söyledikleri gibi bir kadın değilsiniz."
Asil ile tartışarak bir yere varamayacağını anladığı için ona olan bakışlarını yumuşatmaya çalıştı. "Lütfen artık şunu yapma." Onu ikna etmek için uzlaşmaya karar vermişti. "Anla artık, beni sevmeni istemiyorum."
Asil'in kaşları kızgınlıkla çatıldı. "Sana fikrini soran oldu mu?"
"Beni delirtiyorsun!"
"Sen de beni, Günışığı! Sen de beni!"