Epiktetos'un felsefesinde sürekli ulaşılmak istenen mertebe zaten tamamen arzudan arınmaktır. Hiçbir sey istemeyen insan özgürdür, huzurludur. Amaç arzuladığın şeye kavuşmak değil, hiçbir şey arzulamamak olmalıdır.
Bir yaprağın kuruyup düşmesi kötüye alamet değildir. Yeşil bir incir elbette kuruyacaktır. Vakti geçen üzümlerden kurumuş üzüm yapılacaktır. Bütün bunlar sadece bir halden başka bir hale geçmek demektir. Yıkım değil, sadece dünyanın düzenidir. Ölüm dediğin 'şimdi var olandan 'şimdi' var olmayana değişimdir, var olmaktan var olmamaya değil.
Yani aslında hepimiz görmeyi beklediğimizi görürüz. Oysa bütün önyargılarımızdan arındığımızda gerçekten kıymetli olanı görebiliriz..
Önce kim olduğunu unut. Kendi içinde bilgeliği ara. Önce tohum toprağa ekilmeli. Orada saklanmalı yavaşça büyümeli. Olgunlaşmalı. Beklemeli. Çünkü eğer mevsiminden önce gelişirse don olur, bütün emekler yok olur.
Koyun sevdiği otları gördü mü iştahlanır. Ona taş ya da ekmek göster yerinden kıpırdamaz bile. Dolayısıyla bizim de doğal arzularımız vardır. Mesela konuşmaya değecek insanlar. Bizim içimizdeki ruhu canlandıracak bir dinleyici. Ama taş ya da ot gibi oturursa ben neden konuşma arzusu duyacağım?
Bir düşünceye ya da inanca saplanıp kalmak insanın ilerleyişini durduracaktır. Bir konuya başka açılardan bakmak, susmak, dinlemek, gözlemlemek, anlamaya çalışmak temel davranış şekilleri olmalıdır. Ayrıca daha önce de bahsettiğimiz gibi siz kendinizi ne kadar anlatırsanız anlatın karşınızdaki bunu anlayabilecek kapasitede olmayabilir. Bu durumda yapılacak bir şey yoktur, ancak bundan çıkartılacak bir ders vardır: O anlamayan, anlamaya çalışmayan kişi olmamak.