Dünyayı kötüler değil, kendini iyi insan zanneden, fakat, iyiliğik bir yana, insanlıktan bile mahrum olanlar batıracak...
Bu tür kitaplar okurken çok zorlanıyorum. İçeriğinden dolayı değil, böyle yüzüme yansıyan bir kitabı, içindeymişçesine mimiklerimi değiştiren bir kitabı, insanlar arasında okuyamamdan dolayı. Ne var ki, aile ferdim beni yalnız bırakma inceliğini göstermekte biraz zorlanıyorlar. Ama öyle ya da böyle. Kitabımı alıp kaçacak bir kuytu köşe buluyorum sonunda kendime..
Peki ya onlar? Kaçacak bir kuytu köşe bulabiliyor mu kendine? Baba hasretiyle her perşembeyi nefesini tutup bekleyen Meryem? Annesini ağaçta sallanan ipin ucunda görünce, babası onu bir loş, soğuk kapıda bekletince, üvey anneleri tarafından, insafsızca, insansızca, merhametsizce, babası yaşındaki adamla evlendirilince hangi kuytu köşeye saklanacaktı.. Ve babası, otobüse bindiğinde bir kez olsun gözlerine bakması için ne kadar koşacaktı peşinden, bir gün ansızın ziyarete geldiğinde, ne kadar bekleyecekti kapıda, sadece perdenin arkasından görebilmekle yetinip, daha kaç sene umutla yaşayacaktı.. Ve hangi yürek dayanacaktı bu karşılıklı sevginin, özlemin birbirine hiçbir zaman kavuşamamasına..
Birisi babasıyla sınandı, biri aşkıyla.. Ve her ikisi de annesiyle..
"İnsanlar ne der?" korkusunu yaşamamalı kimse.. Kimse de yaşatmamalı bu duyguyu.
Sonra daha iyi bir şey olmuyor ki, birisi babası yaşındaki adama eş oluyor, diğeri dedesi yaşındaki adamın, annesi yaşındaki kadına kuma.. Fakat kuma değil, bir anne kız oluyorlar sonunda. Sabırdan, nefretten, kavga ve tartışmalardan sonra. Biri hiç evlat sahibi olmadığı halde onunla tadıyor anneliği, diğeri anne sevgisi tadmadığı halde onda buluyor bu şefkati. Bazı şeyler vardır, okusan da, dinlesen de, hissetmeden anlamazsın. Öyle işte.