Zarafet dolu güzel bir yüze sahip kişiye bir anlığına bakmak, onun da ardında çirkin ve kaba yüzlerinkinden farklı olmayan cehennemler gizlendiğini anlamaya yetiyordu. Bir çehrenin incelikle zenginleşen parıltısı, donuk bir çehreden daha fazla acı gizliyor ve vaat ediyordu.
O ifade -gözü görmez olmak- zihnimden silinmek bilmiyordu. Her şey düzenli gibidir; günaydın, yakında görüşürüz, buyurun, içmek için ne sunayım size, sesi biraz kısabilir misiniz lütfen, teşekkür ederim, rica ederim. Ama bir anda inebilecek kara bir perde vardı. Bu beklenmedik bir körlüktü, artık arada boşluk kalmıyordu, gidip çarpıyordun. Bu sadece bazı kişilere mi olurdu yoksa belli kişiler mi belli bir düzeyi aşınca görmez oluyorlardı? İnsan her şeyi net olarak gördüğünde mi daha gerçekti yoksa en sağlam ve yoğun duygular -nefret, aşk- gözünü kör ettiğinde mi?
Hızla kötüye gittim. Roberto ile görüşmem, bağlandığım tek kişinin -kısacık görüşmede kendimi keyifli buhar banyosuna gömülmüş gibi hissettiren tek kişinin- kendine ait bambaşka bir dünyası olduğunu, bana birkaç dakikadan fazlasını ayıramayacağını kanıtlamaya yaramıştı.
Roberto'yu gördüğüm anda -daha ağzını açmadan, daha bazı duygularla tutuşmadan, tek bir kelime telaffuz etmeden- göğsümde son derece şiddetli bir acı hissettim ve hayatıma ilişkin her şeyin değiştiğini, bunu bildiğimi, bunu kesinlikle yaşamam gerektiğini bildim, her ne kadar Tanrı'ya inanmıyorsam da her gün ve her gece bunun olması için dua edecektim, sadece bu umut, sadece bu dua, cansız bedenimin şu anda yere serilmesini engelleyebilirdi.