Hayatımda ilk defa olarak duyduğum bu aşk denen şey de bir gariplik olduğunu o anda, orada sezdim ilk kez. Beni sevmediğini de, sevmeyeceğini de gayet güzel biliyordum aslında. Sürekli azarlıyor gibi konuşuyor, varlığımı bana çok önemsiz bir şey mişim gibi davranarak zayıflatıyor, bazen de bana hitap ederken bile, beni orada yokmuşum gibi bir zavallılığın içine düşürüyordu. Ya yapmam gereken bir şeyleri anlatıyor ya da ben onun her anlattığından bir şeyler yapmak zorundaymışım gibi bir heyecana kapılıyordum.
"Beni özlemedin mi hiç?" diye sordum geri zekâlı gibi. Kötü bir koku almış gibi, sanki telefonla konuşurken birdenbire yanında bangır bangır bağıran bir seçim otobüsü duruvermiş gibi ekşitti yüzünü.