Kalbin kapıları vardı. Korunması kolaydı. Ama vesvese, kapıları bir bir aşarak girmiyor, kalpte doğuyordu. Olan, doğrudan kalp evinde, gönül hanesinde oluyordu.
Ama bir kez şu ağacın meyvesinden yerseniz. Gözünüzün önünden kalkacak tüm perdeler. O zaman gerçeği göreceksiniz. Her şeyi bileceksiniz. Bilgi sizin olunca ey Âdem, böylece cennette, melekler gibi sonsuz bir yaşam süreceksiniz. Ölmeyeceksiniz.
Fazla söze ne hacet! Bir tarafta yasak ağaç. Arada defne ağaçlarının gövdesi. Diğer tarafta, aralarındaki o sonsuz bağla, “ile” edatıyla, Âdem ile Havva. O ikisi.
“Ağacın da hikmeti, ismiyle çağrıştırdığı yorumun zenginliği.
Öyleyse şu ağaç,
ağaç değil sınır taşı.
Edep dairesi, kulluk kaydı. Tahayyül hududu, imkân sınırı.”