Sevtap eken

Sevtap eken
@Sida467
Kitaplara aşık biriyim okurum ve öyküde yazıyorum ilk oykum hazan mevsimi filiz gokdemir köşkler fkg yayınlarından çıktı
Lise
Kahramanmaraş afsin
24 okur puanı
Ağustos 2024 tarihinde katıldı
OKUDUMBİTTİ #RUYAKOLEYSIYONCUSU  Vedat akyol #YORUM "Rüya Koleksiyoncusu", okuru sadece bir hikâyeye değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal bir keşfe davet ediyor. Salih, rüyaları kayıt altına alabilen bir cihaz geliştirir ve kendine ait özel bir “rüya galerisi” kurar. Ancak bir gün, koleksiyonuna başka bir dünyadan geldiğini iddia eden gizemli bir kadının rüyası eklenince her şey değişir.Kadın, rüyasında kendisini Salih’in paralel bir evrendeki eşi olarak görmektedir.Bu rüya; Salih’in sadece teknolojiyle değil, kendi benliğiyle, tutkularıyla ve geçmiş kayıplarıyla yüzleşmesine neden olur. Gerçek ile hayal, bilinç ile bilinçaltı arasındaki sınırlar bulanıklaşırsa, aşk, zaman ve kimlik kavramları yeniden sorgulanır.Çünkü bu roman; rüyaların edebi anlatımla bütünleştiği, paralel evrenler ve metafizik düşünce ile harmanlanan eşsiz bir kurguyla örülmüş. .Çünkü bu roman; rüyaların edebi anlatımla bütünleştiği, paralel evrenler ve metafizik düşünce ile harmanlanan eşsiz bir kurguyla örülmüş.Okuru bir yandan bilimkurgusal hayretle, diğer yandan duygusal derinlikle baş başa bırakıyor. “Farklı bir anlatım arayanlar için büyülü bir deneyim. Rüyaların izini sürerken kendinizle karşılaşabilirsiniz.yazarin emeğine sağlık.  Bu eşsiz kitabı bana önerdiği için sevgili Esra Akdoğan’a teşekkür ederim.”
Reklam

Sevtap eken

, bir kitap okudu
9/10
·269 syf.·
2025 10. kitabı
Vedat Akyol
9.4/10 · 33 okunma
Kırık Kanatlar
Serra ve Baran, gökyüzüne düşen iki yıldız gibiydiler. İlk karşılaştıkları an, zaman durmuş, kalpler rüzgâr gibi savrulmuştu. Serra’nın gülüşü, Baran’ın hayatında açan tek bahardı. Baran ise Serra’nın en karanlık anlarında yanan son ışığıydı. Ama kaderin acı oyunu, onları ayırmak istedi. Baran, hayatını kurtarmak için uzak diyarlara gitmek zorunda kaldı. Serra, kalbini onun yokluğuna emanet etti. Günler birbirini kovalarken, umutlar yavaşça kırıldı. Baran döndüğünde, Serra’yı bambaşka biriyle el ele buldu. Gözlerindeki sevgi, başka bir kalbe yönelmişti artık. Serra, sessizce Baran’a baktı, içinde kırık bir sevgiyle. “Beni beklediğini sanıyordum,” dedi Baran, yutkunarak. “Beklemek, bazen en büyük ihanettir,” fısıldadı Serra. Ve o gece, iki kırık kanat, artık birlikte uçamadıklarını anladı.
SESSİZ GERCEK
Gecenin tenhalığı, İstanbul’un her zamanki gürültüsünü yutmuş gibiydi. Şehrin kalabalığı, korna sesleri, telaşlı adımlar... Hepsi, sanki çok uzak bir geçmişe aitmiş gibi silinip gitmişti Elif’in zihninden. Rüzgâr, Galata Kulesi’nin eteklerinde inleyen bir kemancı gibi çalıyordu kulaklarının dibinde. Gözlerinin önünde yıllar önce kaybettiği bir yüz, karanlığın içinden usulca çıkıp ona bakıyordu. Zeynep. Kız kardeşi. Yaşarken ona ait olduğunu sandığı tek bağ. O gece... O lanetli gece. Elif, sokak lambasının sarı ışığında hafifçe titreyen ellerini cebine sakladı. Adımlarını ağır ağır attı. Sanki her adımda geçmişin içinden geçiyor, her köşe başında yüzleşmesi gereken bir hatırayla karşılaşıyordu. Zeynep'in ölümüyle sadece bir kardeşi değil, aklının da bir parçası ölmüştü. Ve o gün bugündür Elif, kendi zihninin labirentinde kaybolmuştu. Ne görevden istifası, ne danışmanlıkla geçirdiği yıllar, ne de bir daha silinmemek üzere belleğine kazınan o görüntü... Hiçbiri iyileştirmemişti onu. Zeynep’in cansız bedenini teşhis ettiği o an... Solgun yüzü, saçlarının arasına düşmüş incecik bir kan izi, göz kapaklarının titrek kapanışı... Elif’in gözünden hiç gitmemişti. O görüntü yıllarca gecelerine musallat olmuş, uyanıkken bile peşini bırakmamıştı. Onu orada, o morg odasında bırakamamıştı. Zeynep hâlâ onunla yaşıyordu; sesi kulaklarında, nefesi omzunda, hatırası kalbinin tam ortasında. Bir gün, posta kutusunda isimsiz bir zarf buldu. İçinden çıkan tek sayfalık notta şu yazıyordu: "Zeynep hâlâ burada. Gelmeden önce iki kez düşün. Her şeyi hatırlıyor musun, Elif?" Gözleri büyüdü. Parmakları titredi. Zarfa dokunduğu an, geçmişin soğuk parmakları omzuna yeniden dokunmuş gibiydi. Bu bir oyun muydu? Yoksa gerçek bir çağrı mıydı? Elif bilemediyse de içindeki dürtü onu durduramadı. Gidip