Seray Şahiner’in Vatan Millet Samatya romanı, ilk bakışta bir mahalle hikayesi gibi görünse de aslında hafızanın, kimliğin ve birlikte yaşama kültürünün izini süren çok katmanlı bir anlatı sunuyor. Bazı incelemelerde romanın “bir mezhebi öğretmeye çalışan” bir metin olarak değerlendirildiğini okudum. Ancak bu yaklaşımı fazlasıyla indirgemeci buluyorum.
Öncelikle kitabın bütünü düşünüldüğünde, mezhebe dair unsurların anlatının merkezini değil, yalnızca karakterlerin yaşadığı sosyokültürel zemini oluşturduğunu görmek mümkün. Metnin yüzde onunu bile kaplamayan bir arka plan bilgisini romanın ana amacıymış gibi okumak; anlatının mahalle dokusunu, sınıfsal gerilimini, gündelik hayat ironisini ve karakter psikolojisini görmezden gelmek anlamına geliyor. Bu yorum, bana kalırsa, metnin içinden çıktığı toplumsal gerçekliğe yeterince temas etmemekten kaynaklanıyor olabilir.
Romanın asıl gücü, Samatya’yı bir dekor olarak değil, yaşayan bir organizma gibi kurmasında yatıyor. Mahalle kalabalık; karakterler iç içe; sesler üst üste. Bu kalabalık bilinçli olarak korunmuş bir karmaşıklık hissi yaratıyor ve bu da gerçeklik duygusunu artırıyor. Her karakter tam anlamıyla çözülmüyor; hatta bazı boşluklar özellikle bırakılmış gibi. Okur olarak bu boşlukları merak ettim. Karakterlerin geçmişlerine, motivasyonlarına dair daha fazla detay öğrenme isteği uyandı içimde. Bu eksiklik değil; aksine metnin canlılığını sürdüren bir tercih gibi görünüyor.
Şahiner’in dili romanın en güçlü taraflarından biri. Akıcı, sade ama yer yer sertleşebilen bir anlatımı var. Mizah ile hüznü aynı paragraf içinde taşıyabiliyor. Tarihsel unsurlar ve tasvirler didaktikleşmeden metne sızıyor. Samatya’yı hiç görmemiş bir okur olarak sokaklarını, evlerini, apartman aralıklarını, gündelik konuşma ritmini zihnimde