Benim yerim öğretmenin yakınındaydı. Masanın arkasında oturuyordum. Konuşuyordu. Bedeni, konuşmasını hükümsüz kılıyordu. Hayalleri olmayan bir insandı. Ağustos böceğini anlamadığı, hatmi çiçeğini tanımadığı ve masal bilmediği aşikârdı. Hiçbir zaman bir rüzgargülüne sahip olmadığı söylenebilirdi. Onun karşısında hayallerim buruşurdu. Sınıfa girdiğinde, hayallerimizin zirvesinden düşüp yere çakılırdık. Bedenimize geri dönerdik. Tüylerimiz dökülürdü. Sanki tepetaklak olurduk.