Karpuzunki kesilmek, portakalın soyulmaktır da, narın kaderi niçin kırılmaktır? Ama bir kırılmaya görsün kabuğu, içindeki cümle taneleri ile hep birden akıtır kanlı gözyaşlarını da şaşar kalırsın, ne çok anlatacağı varmış bu küçük dertler küpünün... Sonra bir bakır tasa dökersin içini narın... Dertli tanelerin her biri dili uyuşturan bir ferahlık üfler sana.... Nar, bir üflemedir. Havva anamızdan kalma kadim bir ateş fırını gibi, içinde birikmiş tüm sırları coşturur fısıltılar halinde...Bir dökülmeye görsün tasına, pıtır pıtır binbir masalı döküp de saçar kucağına.
Ateşi suyla söndürür Nar.
"Davranışlarımı açıkça görebilmek ve şu hayatta güvenle yürümek için, doğruyu yanlıştan ayırt etmeyi öğrenmeye karşı sonsuz bir arzum vardı"der Descartes.
" işte tam burada tam sol kemiğin içinde Zühre burcunun tümseğinde kalbin sırtı deriz buraya, buradan bir darbe almışsınız, Gözyaşların akıp buraya göllenmiş, sırtından alnına kadar gerilmiş bir ağrı yayı var işte tam şuradan şuraya kadar demesiyle, dilimin altında suya yatırdığım baklaları bir bir çıtlatıyor.