Lunu'nun kibrine, umuduna, inadına ve daha nice iyi ve kötü huylarına saygı duyuyor; her verdiği savaşı şaşkınlıkla izliyordu. Çünkü Lunu, kaybetse bile yenilmiyordu. Her yara, aslında onun hikâyesini biraz daha derine yazıyordu.
"Her zorlukta pes etseydim hâlâ o kayada oturmuş talihimin bir gün dönmesini bekliyor olurdum," dedi Lunu, dürüstçe. "Ama talih, benim. Yolumu da bir tek ben çizerim.”
İki istenmeyen, iki hilekâr, iki yalancı. Tünelin ağzı biraz daha genişlerken Hodbin, kendi düşüncelerine sırıttı. Bencillerin günün sonunda yalnız kalması gerekmez miydi?
Öyleyse bu iki çıkarcı, nasıl dönüp dolaşıp birbirine ayak bağı olabiliyordu?