Arkama yaslanıp durumu anlamaya çalıştım. Boşanmak isteyecek kadar berbat halde miydim? Mutlu bir şekilde ayağımın dibinde oynayan Sabrina‘ya bakınca duygularımın ağırlığı altında ezildim. Marcus‘un sabahki soğuk tavrının sebebi bu muydu? Yani bu kız için… denemeye değmez miydi? Bitmek bilmeyen ilişkiler denizinde çırpınan annemi düşündüm. Erkek arkadaşlarının çoğu en iyi ihtimalle unutulabilirdi; birkaçı ise tamamen berbattı. Peki ya bazıları? Bir süre ya da sonsuza dek kalsalardı mutlu olurdum. Baba özlemi çekiyordum ama daha da fazlası, bir aile -istikrarlı bir aile- özlemi çekiyordum ve işte buradaydım, tarihin tekrarının eşiğinde. Bunu Sabrina‘ya nasıl yapabilirdim?
“Neyse, resepsiyonda yarın için bize şnorkelli dalış gezisi ayırtıyordu ki dürüst olmak gerekirse, bu yapmak istediğim son şeydi. Ama bazen fedakarlık yapman gerekir, anlarsın ya.”
Kimi sevdiğimiz, kiminle yola çıktığımız çok önemliydi. Bu bizi tanımlasın ya da tanımlamasın, ister kabul edelim ister etmeyelim bizi değiştiriyordu. Ama şu da bir gerçekti; seçme hakkı daima bizde; bende.