Yitiksevdam

Yitiksevdam
@Sinan3065
"Bu zaman farklı bir zaman, Dönüşüm zamanı anlayın artık. Bitirin lütfen kavgaları düşmanlıkları... Bu devirde, bu dönüşümde insanlık ne mi istiyor? İnsanlara hayvanlara doğaya daha çok saygı... Fikirlere düşüncelere paylaşımlara daha çok özgürlük... Anlaşmalara imzalara görüşmelere daha çok barış... Dinlere mezheplere inançlara daha çok sevgi... Sadece ulusal, bölgesel, yerel değil, Tüm dünyada daha çok aşkla, daha çok bütünlük... Bu zaman farklı zaman, dönüşüm zamanı. Lütfen anlayın artık...
1000Kitap
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bir profesör, sosyoloji sınıfındaki öğrencilerini Baltimore şehrinin kenar mahallelerine göndermiş ve o bölgede yasayan 200 erkek çocuğunun durumlarını araştırmalarını ve her bir çocuğun geleceği hakkında bir değerlendirme yapmalarını istemişti. Öğrenciler hemen hepsi bu çocukların gelecekte hiçbir şanslarının olmadığını dile getirmişlerdi. Bundan tam yirmi beş yıl sonra bir başka sosyoloji profesörü tesadüfen bu çalışmayı buldu ve öğrencilerinden bu projeyi sürdürmelerini ve aynı çocuklara ne olduğunu araştırmalarını istedi. Öğrenciler, o bölgeden taşınan ya da ölen 20 çocuk dışındaki 180 çocuktan 176'sinin olağanüstü bir başarı gösterip, avukat, doktor ya da iş adamı olduklarını ortaya çıkardılar. Profesör çok etkilenmişti ve bu konuyu izlemeye karar verdi. Birer yetişkin olan o çocukların hepsi o bölgede yasadıkları için, her biriyle buluşma şansı oldu. "O koşullarda nasıl bu kadar başarılı oldunuz?" sorusuna verdikleri cevap hep aynıydı : "Mahalle okulunda bir öğretmenimiz vardı. Onun sayesinde." Profesör, bu öğretmeni çok merak etmişti. Hala hayatta olduğunu öğrendiği yaşlı öğretmenin izini bulması zor olmadı. Kendisini ziyaret etmek için evine kadar gitti. Karşısında yılların yüzüne eklediği kırışıklıklara rağmen hala dinç duran bir yaşlı kadın buldu. Merakla yaşlı kadına bu çocukları kenar mahallelerden kurtarıp, basarili birer yetişkin olmalarını sağlamak için kullandığı sihirli formülün ne olduğunu sordu. Yaşlı öğretmenin gözleri parladı ve dudaklarının kenarında bir gülümseme belirdi: "Çok basit" dedi, "Ben o çocukları çok sevdim...
1000Kitap
FAKİR BAYKURT'UN UNUTAMADIĞI ANA NASİHATİ Kahveden gelen güzel kokulara dayanamayan Fakir Baykurt annesine “Çay isterim, ille de çay!” diye tutturur. Annesi evladının bu isteğini geri çeviremez. Oğlunun elinden tutup kahvehanenin yolunu tutar... Kahveci Topal Hüseyin’i yanına çağırıp “Bir bardak çay getir benim oğlana” der. Çay geldikten sonra o anki heyecan ile çayın nasıl içileceğini bilemeyen Fakir Baykurt sıcak çaydan büyük bir yudum aldıktan sonra ağzı yanınca bardağı birden yere fırlatır. Çay bardağı toprağa düştüğü için kırılmasa da Fakir Baykurt annesinin ona kızacağını düşünür. Fakat öyle olmaz. Annesi Topal Hüseyin’i çağırıp bir çay daha getirmesini ister. Baykurt. ikinci çayı bu kez üfleyerek içer. Yıllarca annesine o gün niye kendisine kızmadığını sorsa da annesi bu soruyu hep cevapsız bırakır… Fakir Baykurt’un annesi bu sorunun cevabını yıllar sonra oğlunun öğretmenlik yaptığı köy okulunda verir. Annesi Elif Baykurt’un dersine girdiği o günü ise şu sözlerle anlatır Fakir Baykurt: Sınıfta estim, gürledim!. Ders bitince dışarıda anneme sordum: Anacığım beğendin mi öğretmenliğimi?” Annem ise “Eh, işte fena değil” der. “Müfettişler geliyor; iyi veriyor, pekiyi veriyor. Sen de fena değil diyorsun, nasıl olur böyle?” diye sorar. Fakir Baykurt’un annesi ise herkese ders olması gereken şu sözleri söyler: “Yıllarca sordun, durdun. Şimdi söylüyorum, aç kulağını dinle! Ben sana çay döktüğün gün kızsaydım, içindeki aslan küserdi. Dövseydim, o aslan ölürdü! Böyle öğretmen falan olamazdın. İşte, sen de benim yaptığımı yap, sakin ol. Dayak atıp bu çocukların içlerindeki aslanı sakın öldürme Adı FAKİR ama ANA dan zengin büyük yazar : Ruhunuz Şad Olsun
1000Kitap
80'li ve 90'lı Yıllarda Genç Kız Olmak Bütün işler saat ona kadar biterdi. Boş oturmak diye bir şey asla yoktu. Dizi izlerken bile elişi yapardık. Mevsim kış ise öğleden sonra herkes birbirine gezmeye giderdi. Öyle şimdiki günler gibi hazırlık yapılmazdı. Ya çatkapı gidilir, yada yarım saat önce çocuk gönderilerek müsait iseniz size oturmaya geleceğiz denirdi. Misafir gidilen evde genç kız varsa gezmeler güzel olurdu. Anneler sohbet ederken kızlar mutfakta ikramlıkları hazırlardı. Hem de sohbet ederdi. Sohbet konuları, magazin, televizyon ve dünürcüler olurdu en çok. O zaman kızların sevgilisi olmazdı. Sevdiği olurdu. Buluşma, elele tutuşmak falan olmazdı. Uzaktan bakışma, mektuplaşma olurdu sadece. Ailesi bilmez, çok yakın arkadaşı bilirdi sadece. Sakladığı mektupları annesi bulupta bir araba sopa yiyen çoktu. Bu kızların çoğu evlenemezdi sevdiği ile. Seksenli yılların ikramlıkları kısır, kek, kurabiye ve bisküvili yaş pasta idi. Şimdilerde bunların adı anne keki, anne kurabiyesi, anne pastası oldu. Bizim evde yoktu ama pek çok evde kek tenceresi vardı. Bizde dört köşe midi fırın vardı. Birde davul fırınlar vardı ki, kocaman tepsisi ile yapılan kek sülaleye yeterdi. Annelerimiz börek çörek yapardı ama kızlar pasta yapmayı severdi. Tarif isteyince bazıları vermezdi pasta tarifi, devlet sırrı gibi saklar, yada eksik tarif verirlerdi. Doksanlara gelindiğinde ise özel televizyonlar ve gazeteler tarif vermeye başladı. Şimdiki gibi internet yok açıp bakacak. Hafta sonu gazeteler kurabiye, pasta kitapçığı verirdi. Erkenden gidip alırdık yoksa tükenirdi. Doksanlarda kakaolu ıslak kek moda oldu. Karakız pastası, kunta kinte gibi isimler verilirdi. Yaş pasta çeşitleri, değişik kurabiyeler, pasta kalıpları çıktı. Elmalı kurabiye, çiçek, kurabiye, tırtıl kurabiye.
1000Kitap
Ibrahim'i kaybettik Mevcut iktidarın vurdum duymazlığı insanları yaşatmak yerine ölüme terk eden devlet zihniyeti. Grup Yorum'un talepleri karşılanamayacak talepler değildi. Konser yapabilmek, türkülerini özgürce söyleyebilmek gibi gayet basit ve bir müzik grubu için doğal talepleri vardı. Bugün bu en doğal talep karşılansın diye son nefesini verdi. ... Bu ayıp sessizliğin ayıbı..bu ayıp körelmiş insanlığın ayıbı, bu ayıp yaşatmak yerine öldüren devletin ayıbı... Üzgünüm...
1000Kitap