Bugün 19 Haziran 2025. Sekiz gün önce gökyüzünü aydınlatan o son dolunay, içimde bıraktığı izlerle hala taze. Bir sonraki ise 10 Temmuz'da, ama artık Temmuz ayının o dolunayını eskisi gibi beklemiyorum. Belki de zamanın getirdiği tecrübeler, bazı şeylere bakışımı derinden değiştirdi.
Bazen, gökyüzünün en sıradan parçası olan bir taşın bile bu kadar büyüleyici görünmesi, varoluşu sorgulatır. Beşinci sınıfta fen bilgisi dersinde öğretilenin çok ötesinde bir gizem var sanki. İnsanoğlu... Kime dost, kime sırdaş olsak da, kendi içimizdeki o en derin yarayı, vicdanın yükünü bir taşa ya da Ay'a nasıl derseniz yansıtıp da, sonra da o gerçeği kendimize bile itiraf edemeyişimiz... Bu acı bir döngü değil mi? Kendi kendimize ördüğümüz duvarlar.
Çoğu gece onun gecesidir misafir de benim, gökyüzü sessizce bize eşlik eder, tıpkı kadim bir dost gibi. Ama bu gece, sanki o da bizimle birlikte bir ağırlık taşıyor; pek misafirperver değil. Kendini bulutların arkasına saklamış, konuşmaya gönlü yok gibi. Sanki ikimiz de aynı sessizliğe bürünmüşüz, kelimelerin kifayetsiz kaldığı, sadece hislerin konuştuğu bir an bu. İçimde fırtınalar kopsa da, dışarıda bu geceye yansıyan tek şey, derin bir sükunet. Belki de bazen susmak.