Erken çocukluk döneminde defalarca yaşadığım ve daha sonra deneyimlediğim pekçok duygudan daha önemli olduğunu düşündüğüm bir ruh halinden bahsedeceğim.Önemliydi çünkü ilk aşk deneyimimdi. Bir kimseye duyulan aşk değil fakat aşka duyulan aşk, Tanrı aşkı. Sonradan sadece arada bir deneyimlediğim fakat sanırım tohumlarını en erken çocukluk dönemlerinde çekildiğinden hala deneyimlediğim bir duygu.
Karınca kardeşler evde, battaniyeleri kendilerini siper eder, karanlıkta kıpırdamadan oturup masaların ve sandalyelerin altına saklanırlardı. Bu halde iken çocuklar bir tür sessizlik, derin düşünce ve arkadaşlık dünyasına dalarlardı.
Her çocuğun içinde doğuştan gelen bir iyilik olduğundan, çocuklara öğrenmek için kendi doğal dürtülerini izlemelerine izin vermek sadece iyiliğe sebep olabilirdi.
Sahici bir eğitim olması için öğrencilerin özgürlüğünü temel bir koşul olarak görüyordu. Aksi takdirde bir öğretmen, öğretttiği şeyin bir öğrenci için zararsız ya da yararsız olmadığından nasıl emin olabilirdi?