Patrick

Reklam
Puan vermedi
XV. yüzyıl ve sonrasında Batı’daki gelişmeler, bilindiği gibi, sadece Avrupa’yı değil tüm dünyayı etkilemiştir. Bu yıllar, uzak coğrafyaların Avrupalı denizciler tarafından keşfedildiği yıllardır. Stefan Zweig çok şairane bir şekilde anlatır bu yılları… “Onbeşinci yüzyıldan onaltıncı yüzyıla geçiş, Avrupa tarihinde bir dönüm noktasıdır ve bu zaman kesiti, dramatik yoğunluğu açısından, ancak yaşadığımız yüzyılla karşılaştırılabilir. Bu dönemde Avrupa’nın ufukları bir çırpıda akıl almaz boyutlara ulaşmış, keşifler birbirini izler; yüzyılların umursamazlık ve yüreksizlikten ötürü elde edemediklerini, yeni ve atak bir denizci kuşağı birkaç yılda gerçekleştirir. Karşımızda sanki bir elektrikli saatin kadranı vardır; sayıdan sayıya geçiş o kadar hızlıdır; 1446’da Diaz, Ümit Burnu’na kadar gidebilen ilk Avrupalı olur, 1492’de Kolomb Amerika adalarına varır, 1497’de Sebastian Cabot, Labrador’a ve böylece Amerika Kıtasına ayak basar. Beyaz ırk, artık yeni bir kıtaya sahip olmanın bilincine erişmiştir. Ama bununla yetinilmez: Zengibar’dan[78] Kalküta’ya yelken açan Vasco de Gama, Hindistan’a giden deniz yolunu açar. 1500 yılında Cabral, Brezilya’yı bulur, ve nihayet Magellan, 1519-1522 yılları arasında bu başarıların doruğuna erişir. İspanya’da başlayıp yine İspanya’da biten bir yolculukla ilk dünya turunu tamamlar (…) insanlık için, o güne değin üstünde ne olduğunun bilincine varılmaksızın, bilinmeyen bir ülkeymişçesine yaşadığı ve yıldızların evreninde dolanıp duran yuvarlak küre, bir çırpıda anlaşılabilir, derinliklerine ulaşılabilir bir gerçeğe dönüşür; yine o güne değin efsanelerde uçsuz bucaksız, mavi dalgalardan oluşma bir çöl diye bilinen deniz, ölçülebilir ve insanlığa yararlı bir öğe olur”.[79]
Rotterdamlı ErasmusStefan Zweig · Can Yayınları · 2019834 okunma