Geceye dönmeye yüz tutmuş akşam saatleri, medresemde artık gece kabul edilmiş bir vakit. Yatağımda zikir çekerken somut iki dostum ; tesbihim ve yorganım.
Bir şeyler hissediyorum, kaburgalarımı sıkıştıran, nefesimi darlaştıran, midemin göğüsle bitiştiği yerden vuran bir sızı. Ve bir anda solunum normalleşti, bir nefesle kalktı. Sanki çok zamandır tanıdığım, taşıdığım o yük gitti. Sanki bir anda annemde doğmuş gibiyim. Öyle mi ?
Sahiden öyle. Neyin tarifi bu? Sorusuna gecikmeyen saniyesinde bir cevap var kalbimden, fısıldadı :
"Affetmek" dedi. "İnsan affedince böyle mi hisseder?" Dedim. " Tam olarak böyle." Dedi.
Af yolunu tutun, buyuruyor Rabbimiz. Affı tavsiye ediyor, Efendimiz. Kainatın her zerresinde olduğu gibi işte bu öğütlerde de mükemmel bir hikmet . Üstelik bu sadece hissettiklerimiz.
Söylemek isteyip sinemde tuttuğum ne varsa, bıçak yarası gibi sürekli kanayan bir yara da olsa, ağacın toprağa tutunması kadar kuvvetli inadım, yüzleşmeye korktuğum gerçeklerim, amellerim, isyanlarım ve ben. Hepsi karşıma geçiverdi affedince. Önce kendimi affettim, sonra onları (:, sonra herkesi.
Bütün saydıklarımı bir tekneye koydum. Kendim yaptım bu tekneyi, ellerimle. Ve yine çok sevdiğim yerdeyim, deniz suyunu parmak uçlarımda hissediyorum. Ufuk orada. Tekneyi yavaşça bıraktım. El sallamadım bu sefer. Çünkü ben dönmesini istediklerime el sallarım...