Bunca zaman, düşüncelerimin kendi dudaklarımdan dökülmesindense dokusunu hissedebileceğim sayfalar üzerinden bana aktarılmasının nasıl bir his olacağını merak ettim. İç'imi biraz tanıtsınlar bana, yalnız olmadığımı anlayayım, kanlı düşüncelerim ve aykırı hislerim anlaşılabilir kılınsın, ne çok istedim.
Çoğu deneyim ve keşfim hayal kırıklığı ile bitiyorken ön yargılıydım büyükçe kurulmuş cümlelere ve hatta arsızca konulmuş kitap ismine... Yanılmışım. Uzun bir yolculukta, kendime tahammül edemediğim bir vakitte eşlik etti bana. Dağıtayım kafamı diye düşünmüşken tam tersine koca kalabalıkta kendimle daha da yapayalnız kaldım. Öylesine ağır cümleler hatırlıyorum ki yutamadım. Bazen ise heyecandan kıvrandım.
Yazmak her kelimede canından verdiğin bir parça. Hiçbir melodi yaşadığını dökemeyecek notaya; sadece yanından geçip gidecek, kapının kolu oynamayacak bile, anahtarın yüzünü göremeyecek kilit. Ben de benim gözümden baksınlar isterdim dünyaya. Yaratmaya istekli yanım eriyip gittiğinde eksik kalacağım ben zaten. Sevgili yazardan ziyade İç'imden kopmaya cesaretim yok benim.
O' parçamdan kopamadıkça bu hayatı nasıl deneyimleyemeyeceğimin kısa bir özeti gibiydi adeta. Rum falcıların kulaklarına fısıldanmışçasına ruhumun her kıvrımını yazarın ağzından duydum sanki. Bu kitap mistik bir deste, açılım oldu benim için.
zehir dolu ruhuma, zakkum'un kaderinden de kötü bir kederin işaretiydi. Pek dinleyemedim ben öğütlerini, kulağımdan girdi ve çıktığı gibi karıştı havaya hiç söylenmemiş gibi. Bu yüzden savaşın olduğu bedenler çürümeye mahkumdur nezdimde. Acını mı seçeceksin, hiç ait olmadığın bir refahı mı devamın için? Seçemedim ben. Tam da bu yüzden kitabın en etkileyici yanı -sonu- uğurlayışındaydı lanetini.
Daha önce bu yollardan geçmiş bir deneğin rehberliğinde yürüyor