Ben hayallere dalmışken kalemimi öfke ele geçirmişti. Öfkenin orada ne işi vardı peki? İlgi, şaşkınlık, eğlenme, sıkıntı - o sabah birbirini takip eden bütün bu duyguların izini sürebilir ve onları adlandırabilirdim. Öfkenin kara yılanı onların arasına gizlenmiş miydi yoksa? Evet, dedi çizim; öfke gizlenmişti. O iblisi uyandıran tek kitaba, tek ifadeye şaşmazca yönlendirmişti beni; profesörün kadınların zihinsel, ahlaki, fiziksel açıdan aşağı olmasıyla ilgili sözüydü bu. Kalbim sıçramıştı. Yanaklarım yanmıştı. Öfkeden kıpkırmızı kesilmiştim.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Evet, hangisi doğru ve hangisi yanılsama gerçekten diye sordum kendime. Mesela şimdi, alacakaranlıkta loş olan ve kırmızı pencerelerinin şenlik havası kattığı fakat sabahın dokuzunda tatlıları ve çizme bağcıklarıyla çiğ ve kırmızı ve bakımsız görünen bu evlerin hakikati neydi? Peki ya söğütler, nehir ve nehre kadar inen, şimdi siste hayal meyal seçilseler de gün ışığında altın sarısı ve kırmızı olan bahçeler - onların neyi hakiki, neyi yanılsamaydı?
Sohbeti dinlerken 'Ama eksik olan ne? Farklı olan ne?' diye sordum kendime...Hiçbir şey değişmemişti; hiçbir şey farklı değildi, burada söylenenlerin tamamından çok arkalarındaki mırıltı veya akıntıyı can kulağıyla dinliyor oluşum hariç.