Onlara sormak isterdim, hayatlarımızı farklı kılan nedir? Yani parasızlık sorunu olmayınca, insanı kıskıvrak bağlayan töreler olmayınca, gülmek ayıp sayıldığından insan zamanla gülmeyi unutmazsa ve çok istediği şeyler gerçekleştiğinde bile artık istediği gibi gülmeyi beceremeyecek duruma düşmezse... Çocuklarına da gülmeyi öğretememekten korkmazsa... Bütün bunlar olmayınca insan nasıl yaşar? Ölesiye yorulmadan geçen bir günün sonunda neler düşünür insan? Geleceği güven altındaysa...
Neşesine, konuşkanlığına, canlılığına karşın onun da bir zamanlar bizim gibi programlanmış olduğunu düşünmekten kendimi alamıyordum. Ona da bir zamanlar boyun eğmesi gereken kurallar, belirli bir davranış biçimi, görevleri öğretilmişti. Hatta neşeli, doygun, konuşkan olması istenmişti. O da benim gibi üç aylık bir eğitimden geçmiş, o eğitim uyarınca yaşamayı öğrenmişti.
Zaten Arif Hikmet Bey kasabamıza ne okul, ne hastane ne de cami yaptırtmıştır; çeşme bile yaptırtmamıştır. Gene de kasabamızda Tanrı'dan sonra onun adı anılır.