Pazar tatili kurşuna dizilme yok diye iple çektim pazarları. Hayatlarına yazı-tura atan adamlara rastladım. Öyleleri vardı ki, üstünde henüz kurşuna dizilmişlerin tutam tutam saçları ve beyin parçaları duran duvarın dibinde, Baque topu oynuyorlardı rahatça. Ölüm cezası giymiş 50'den fazla hükümlünün hücrelerinde yaşamlarına yazı-tura oynadıklarını kulaklarıyla işitmiş bir adamım. Bu bakımdan bu konuda konuştun mu, ne dediğimin iyice farkındayım ben tamam mı?
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Insanoğlunda müthiş, bitmek tükenmek bilmez bir umut kuyusu var. Şu anda haksız yere hüküm mi giydin, önünde hep kaz kafalılar çıktı da kimse seni anlamadı mı, nankörlüğe ya da kalleşliğe mi uğradın, umut kuyusuna başvuracaksın... Şimdi devrim hangi rolü oynuyor bilir misiniz? Zamanında ölümsüzlüğe kavuşmak arzusunun oynadığını. Hatta özelliklerinden çoğunu en iyi açıklayan da bu. Zaten eğer herkes hükümet şöyle ya da böyle olsun diye sarfettiği gayretin üçte birini kendini düzeltmeye sarf etmiş olsaydı yaşanabilecek bir yer olurdu İspanya...
Bu kitap bir başucu kitabıdır. Dünyada bir şeyleri değiştirmek arzusunu içinde taşıyan herkesin okumasını tavsiye ederim.
Düşünün cezaevindesiniz her seferde 20 kişi idam ediliyor, her sürgü sesinde bir tedirginlik sonra geride kalanlar yaşamlarına devam ediyor. Bezden yapılmış top oynayan mı dersin yazi tura atan mi dersin.. Ama içlerinde öyle düşünenler ve öyle sorgulayanlar var ki...
Attila İlhan tercümesiyle, sanki O'nun şiirlerini okur gibi bir çırpıda İspanya İç Savaşını okumuş ve yaşamış oluyorsunuz.
Bu kitabı ikinci kez okudum. İsterim ki sizler de okuyun. Bilgi Yayınevi/1967
UmutAndré Malraux · Bilgi Yayınevi · 1974150 okunma
Dışarıdan hücresinin sürgüsünü çektiler. Onun için gürültülerin en önemlisi idi şimdi bu. Hanidir kurşuna dizilme yi bekliyordu. Usanıp bıkmıştı. Bıçak kemiğe dayanmıştı çoktan. Birlikte yaşamaktan hoşlanacağı insanlar ölmeye yarıyordu ancak, geri kalanları ile yaşamayı ise artık onun canı çekmiyordu. Cezaevi yönetiminin, bir düzen olarak dayanılmaz bir yanı yoktu; yöneticiler Sevilladan getirilmiş, bu işi meslek edinmiş kişilerdi. Ama cezaevindeki hayat o başka bir şeydi işte. Bazen bir kerede 20-30 tutukluyu birden alıp götürüyorlardı arkasından bir silah cayırtısıdır kopuyordu, bir de onu izleyen daha cılız tek tük silah sesleri, ölmemişlerin işini bitiren kurşunların sesi yani.. Bazen de gecenin bir vakti çekilen bir sürgünün sesi, ardından bir adamın değişmez sorusu "ne var?" Sonra papazın çıngırağı sonra hiçbir şey... Yalnız can sıkıntısı düşünmeye zorluyordu onu hükümlerse ölümden başka ne düşünürlerdi ki?