Hayat bazen insanı kendi çizgisinden çıkarmak için uğraşıyor gibi hissettiriyor. Birinin kırıcı sözü, haksızlığı, bencilliği ya da umursamazlığı insanın içindeki iyi tarafı yorabiliyor. Ama mesele zaten herkes iyi olduğunda iyi kalabilmek değil. Asıl mesele, dünyanın bütün karmaşasına rağmen kendi karakterini koruyabilmekte. Çünkü insan en çok da başkalarının tavırlarına benzemeye başladığında kayboluyor.
Her gün yeni insanlar tanıyorsun. Kimi içini ferahlatıyor, kimi enerjini tüketiyor. Kimi sana kendini değerli hissettiriyor, kimi ise durmadan eksiklerini gösteriyor. Ama bütün bunların içinde senin unutmaman gereken bir şey var: Başkalarının nasıl biri olduğu, senin nasıl biri olacağını belirlemek zorunda değil. Sana yapılan her yanlış, seni de yanlış biri yapmak zorunda değil.
İnsan bazen sırf kırıldığı için sertleşiyor. Sırf yorulduğu için sevgisini geri çekiyor. Sırf anlaşılmadığı için susuyor. Ama kalbini tamamen değiştirdiğinde, seni sen yapan şeylerden de uzaklaşıyorsun. O yüzden ne yaşarsan yaşa, kendi özünü kaybetmemeye çalış. Çünkü bu hayatta insanın gerçekten sahip olduğu en önemli şey karakteri.
Sessiz kalman gereken yerde susmayı, gitmen gereken yerde gitmeyi, mesafe koyman gereken yerde geri çekilmeyi bil. Ama bunu nefretle değil, kendini koruyarak yap. Herkesin yükünü taşımaya çalışma. Herkesi değiştirmeye de çalışma. Bazı insanlar yanlış kalmayı seçer. Senin görevin onların karanlığıyla savaşmak değil, kendi içindeki ışığı söndürmemek.
Bir gün dönüp geriye baktığında, en çok verdiğin mücadelelerle değil; o mücadelelerin içinde nasıl biri olarak kaldığınla gurur duyacaksın. Çünkü insanın gerçek gücü, dünyaya rağmen iyi kalabilmesinde saklıdır.