"Sen özelsin, biriciksin, dilediğini yapabilirsin!" tarzı doktrine edilen sürekli bir tahrik, ağır narsist bir kuşak yetiştiriyor zincirleme olarak. Özgüveni eğitimin miğferi haline getirmekle, kendini seven çocuk kendiyle barışır hipoteziyle kibirli bir toplum yarattıklarını fark ediyorlar. Bugün Amerikan toplumundaki narsizimin yükselişiyle bu eğitim tarzının birebir ilişkisini kuran çalışmalar var. Benlik tapınması telkini, kapitalizmin en sevimli numarasıdır. İçimizdeki çocuğu şımartmak için tüketim sirkülasyonunu sürekli kılmak zorunda kalıyoruz. Kapitalizmin benliği metalaştırma ve ona bir şeyler satmak üzerine bu kurulu kumpasını boşa çıkarmak için, özgüven yerine onur, haysiyet, şeref kavramlarının ikame edilmesi gerek.
"Nerede yalan başlıyor, nerede hakikat, biz hayatlarımıza ne kadar gerçek yaşıyoruz, ne kadar yalanız, kendi hayatlarımız ne kadar yalan? Kendi özümüze, değerlerimize ne kadar sadık kalabiliyoruz? Her şeyin yalan, her şeyin mubah olduğu bir toplumsal zeminde insan olarak hangi öze sadık kalabiliriz? Güven, biraz da kendi değerlerimize sadakatle alakalı bir şey. Karşımızdaki İnsan kendi özüne, değerlere ne kadar sadık? İç bütün bütünlüğe sahip miyiz? Biz kendimize karşı dürüst müyüz evvelemirde? Bu sadakati paylaşabiliyorsak biz zaten ikimiz de kendimizi birbirimize El- Emin, güvenilir kılmışız demektir. "