Birkaç yıl önce okuduğum, adı galiba mutluluk olan bir romanda denildiği gibi, biz, bu ülkenin okuryazarları, boşluğa düşen bir trapezci gibiydik. Doğu askısını bırakmış, Batı askısını da yakalayamadan aşağı düşmüştük.
Acaba böyle aşklar, sadece Doğu’ya mı özgüydü, bir çeşit harese miydi bu da insanın kendisini helak ettiği? Ah minel aşk sözü başka dile çevrilebilir miydi? Bu tutkusuz, birbirine benzemiş, kişilikleri silinmiş, çıkarların yönettiği kent insanları dünyasında, Hüseyin’in derin tutkusunu kıskandığımı hissettim.