Düşünce ile dil arasındaki mesafe sanıldığından uzundur; düşünmenin, duymanın, hissetmenin eserleri sözün kalıplan içine dökülmek istendiğinde dil onu bütün çıplaklığıyla dışarıya çıkarmaz; oradan buradan topladığı giysilerle üzerini örtmeye çalışır; kendi kurallarını, kendi olmazlarını da dayatmak ister. Ne denli incitici olmamaya çalışsa da, her ne kadar başkalarınca seyredilebilir hale gelmenin bedelini düşünceye ya da duygulara ödetmemeye uğraşsa da sözün sınırları hem düşünceleri, hem duyguları sınırlar; zira dil başlı başına düşünmeyi de, duymayı da sınırlar.