Büyük afilli cümlelerle kötü hayat felsefesi yapılan, zorlama diyaloglarla dolu bir kitap. Aforizmaların seveni mutlaka vardır. Ama hikâyenin akışına engel olan, kulağa asla doğal gelmeyen boş cümleler iyi bir konuyu vasat bir romana dönüştürmüş.
Normal bir diyalog gerçekleşemiyor romanda. Herkes felsefe sevdasında. O yüzden karakterler de derinleşemiyor. İkna edici olmaktan çıkıyorlar.
Örnekler vereyim:
Romanda iki kişi (Simin ve Mehmet) yatıyorlar.
Simin bir erkek fantazisi, sürekli ve sadece hazlardan bahseden bir kadın. Romanın ana karakteriyle de hemen yatıyor. Neden olmasın!
Sonra yatakta daha iki cümle konuşamadan Simin söylev vermeye başlıyor. Büyük cümleler geliyor: "İçtenlik erdem, gerçekse çoğu kez zaaftır," diye bir cümle çıkartıyor cebinden (109). Mehmet cevap veriyor: "Cinsellik de ölüm gibi kişisel olmalı; paylaşılmamalı."
Ne? Nasıl?
Hemen bu cümlenin arkasından Simin bir başka büyük tespiti ortaya atıyor:
" Çok uzun süre süt emmiş olmalısın... çünkü iyi öpüşüyorsun. Öpüşme, dişilerin bebeklerini beslerken öğrenip, erkeklere uyguladığı bir ritüeldir."
O noktada çok az tanışan iki insanın yatak sohbeti... Cümle tam ne anlatıyor, o da belli değil. Dişiler bebeklerinden öğrendiği öpüşme ritüelini erkeklere mi uyguluyorlarmış? Neymiş?
Simin durmuyor: "Ruh dediğimiz, bedenimizi inkâr etmek için uydurduğumuz bir mazeret, alacağımız hazları mazur gösterecek bir bahane değil midir?" diyor.
Peki.
Sonunda da "Birini tanımak erotik bir eylemdir; tanımadan sana hükmedemem, değil mi?" diyerek (113), yine akıl yakan bir cümleyle iç dünyasını saklayamayan kusurlu karakterlerden biri hâline geliyor.
Roman karakterlerinin arada saçma cümleler etmesiyle sanki tüm romanın bu tarz lafları aralara sokmak için yazılmış hissi vermesi arasında bir fark var