Evren düzensizlikler üzerine kuruluyken biz insanoğlundan dengeli olmamız beklenemezdi. Çünkü “umut” denen şey her zaman dengemizi bozmaya yetti. Bizi hayal kırıklıklarına ve boş ümitlerin içine itti. Sonra konuşmasını öğrendiği gibi yine susmasını öğrendi insan. Ve bu suskunluğun içine umutlarını, çocukluğunu, aşklarını, hayallerini, kırgınlıklarını sığdırdı. Dışarıya dökemediğimiz her hüzün ve mutluluk içimize dönmemize neden oldu. Kendimizle konuşmaya başladık. Lakin içimizdeki tekil kişi de yetmez oldu. Kişiliklerimizi çoğaltıp daha çok sustuk. Böylece dünya üzerindeki her insan biraz daha delirdi. İçimizdeki insanlar arttıkça deliliklerimiz de arttı. Artık içimizdeki her insanın kendine has bir hikayesi vardı.