En sevdiğim alıntılardan birinde Albert Camus der ki, "Nefretin ortasında, içimde, yenilmez bir sevgi olduğunu buldum. Gözyaşlarının ortasında, içimde, yenilmez bir gülümseme olduğunu buldum. Karmaşanın ortasında, içimde, yenilmez bir sakinlik olduğunu buldum. Tüm bunların içinde fark ettim ki kışın ortasında, içimde, yenilmez bir yaz olduğunu buldum. Ve bu beni mutlu ediyor. Çünkü dünya üstüme ne kadar gelirse gelsin, içimde, onu gerisin geri yollayan daha güçlü, daha iyi bir şey var demektir."
Sezai Karakoç'un tespitiyle,
"Bu dünyayı ne yapıp ne yapıp öteki dünyadan haberdar etmeli. Onunla tanıştırmalı. Unutmuş olduğu o dünyayı hatırlatmalı. Cennete doğru uzatmalı onu."
Ölüm ve sonrasına inanmak, insana ve davranışlarına incelik ve güzellik katar.
Ölümün unutturulmak istendiği bir dünyada, tek dünyalı yaşamaya davet ediliyoruz. Müminin en büyük farkı olan iki dünyalı yaşama zenginliği, tek dünyalı yaşama darlığından kurtuluştur. İki dünyanın da hakkını vermektir.
Şefkat kelimesinin sözlük manalarından biri de "korkmak"tır. Buradaki korku, sevgi ve merhametli yüreğin, diğerine dokunamama, ona içindeki güzelliği, sevgiyi, ulaştıramama telaşını temsil eder.