Özel okuldaki kızların rahatlıkları, güvenleri karşısında kendim hantal, yapış yapış hissederdim. Nisan ayının ortasında annemin ısrarla giydirdiği kalın yün yeleği nihayet üzerimden çıkarınca, kaba sabalığımdan, hantallığımdan da sıyrıldım sanıyordum ama yine de Jeanne değildim işte. Ondan etrafa yayılan şeylerin hiçbiri yoktu bende, doğuştan gelen gözle görülmeyen şeyler, zarafet, pırıl pırıl bir mağaza, kemik gözlükler, pembe çerçeveler, oturma salonu, hizmetçi… Fakat bağlantıyı da kuramıyordum. Rahatlığının,kendinden eminliğinin, alaycılığının doğuştan geldiğini düşünüyordum, yeşil bitkilerle süslü geniş girişi olan mağaza ile ilişkisini kuramıyordum. Korkunç olan da buydu, bunun değişmez olduğunu sanıyordum.
Gülüşmeler, mutluluk ve bir anda ısıtılınca kesilen süt gibi her şeyi açığa çıkıyor, kendimi görüyorum, kendimi görüyorum ve onlara benzemediğimi fark ediyorum…