Cenk savaş

şeyh ebûbekr-i nişabûrî hazretleri… dergâhtan çıkmış, müridleriyle gidiyordu. şeyh eşeğin üzerinde, müridleri de arkasında… bu şekilde giderlerken birdenbire eşek yelleniverdi. şeyh bu yellenmeden vecde geldi, nara attı, elbisesini yırttı. hem müridleri hem de bu durumu gören başkaları, şeyhin bu hâlini beğenmediler. içlerinden biri şöyle sordu: "ey şeyh! burada hangi mânevî hazzı hissettin?" şeyh şöyle buyurdu: baktığım zaman, arkadaşlarım âdeta yolu kaplamıştı. önümde ve arkamda dervişler vardı. kendi kendime şöyle dedim: ‘hakikaten bayezid’den aşağı değilim. bugün nasıl müridlerimle candan geçip depdebeyle yola düşmüşsem; şüphesiz yarın kıyâmet günü naz ve izzetle mahşer ovasında başım dik yürürüm.’ ben tam bu düşüncede iken, birden eşek yelleniverdi. yani, bu çeşit düşüncelere dalanlara eşek şöyle cevab verir: 'daha ne kadar boş ve saçma düşüncelere kapılacaksın?' bu sebepten canıma bir ateştir düştü. bana bir hâl geldi ve vecde kapıldım.” *** sen kibir ve gurura kapıldıkça, hakikatten iyice uzaklaşırsın. kibri yık, gururu yak.
Reklam
sözünde durmayan adam pis bir köpektir. *** hepiniz koca bir pisliksiniz. neden biliyor musunuz? çünkü hiçbirinizin ne olmak istediğinize dönük bir içgüdünüz bile yok. benim gibi insanlara ihtiyacınız var. benim gibi insanlar gerekli. ben olmadan bir hiçsiniz. böylece parmağınızı uzatıp "heyy işte kötü adam diyeceksiniz!" peki bu sizi napıyor hee? iyi adam mı? siz iyi falan değilsiniz. sadece saklanmayı, yalan söylemeyi iyi biliyorsunuz. benim öyle bir derdim yok. ben hep doğruyu söylerim, yalan söylerken bile. yalan söyleyen sizlersiniz. kötü adama iyi geceler dileyin. hadi !.. size söyleyeyim, bir daha böyle kötü bir adamı zor görürsünüz. hadi, kötü adama yol verin… savulun, kötü adam geliyor! iyisi mi çekilin onun önünden !… *** komünistler, hep insana ne yapmasını gerektiğini söyler. *** kapitalizm ne biliyor musun? insanın ağzına sıçılmasıdır. tony montana
çok uzun yıllar önce bir ortodoks manastırında yaşlı bir keşiş yaşarmış. adamın adı, pamve'ymiş. bir ağacın yamacına kuru bir ağaç dikmiş. genç bir öğrencisi varmış. öğrencisinin adı ioaan kolov'muş. ona bu ağaç canlanıncaya kadar her gün buraya gelip sulayacaksın demiş. ioann, her sabah erkenden bir kovaya su doldurup manastırdan çıkarmış. dağa tırmanır ve suyu kurumuş ağacın dibine dökermiş. akşam olup karanlık çökünce de manastıra dönermiş. bu üç yıl sürmüş. günün birinde yine dağa tırmanmış ve ne görsün. koca ağacın her yanında çiçek açmış... ne dersen de, bir yöntemin, bir sistemin kendine göre meziyetleri vardır. eğer biz de her gün aynı saatte bir ayin yapar gibi belirli bir davranışı hiç değiştirmeden sistemli olarak yinelersek dünya çok farklı olur...
tarkovski: söze karşı her birimiz suçluyuz. söz, hakikatli olduğunda güçlü bir etki bırakıyor. günümüzdeyse düşünceleri gizlemek için kullanılıyor. afrika'da yalanı bilmeyen bir kabile bulmuşlar. beyazlar, onlara yalanı anlatmaya çalışmış ama anlamamışlar. böylesine yaratılışların mükemmelliğini görmeye çalışın, o zaman başlangıçta neden sözün olduğunu anlayacaksınız. sözle onun manası arasındaki mesafe artık büyüyor. çok ilginç, değil mi? bir bilmece gibi
platonov, bir kitabında şöyle diyordu: acı ve çetin tutkuya kapılmışsa ruh, tanrı o'nu sevdiğindendir.
Reklam