Geçmişte insanların değer ve kıymeti, teninin rengiyle mensup olduğu ırkla ölçülüyordu. İslâmiyet gelince, bu zihniyet yıkılmış; insanların değer ve kıymeti, ruh güzelliğinde, gönül zenginliğinde, fikir genişliğinde aranmaya başlanmıştır.
Bu dört ermiş adam, Allah Resulü nün, dinin hükümlerinin indirilmesini tamamlayıp gitmesinden sonra, bu hükümlerin insanların kalplerine ve gönüllerine yerleştirme görevini üstlenmişlerdir. Dinin bilgiden eyleme geçirilmesinin en ideal ve en güzel uygulamalarını yerine onlar getirmiştir.
Özellikle müslümanların önderleri, liderleri , talim ve terbiyecileri , davetçileri, geceleri ibadet eden , seher vakitleri göz yaşı dökerek seccadelerini ıslatan şahıslardı. Bunlar Rabbleri olan Allah ile bağları güçlü, seçkin insanlardır .
Rahman in kulları ki , yeryüzünde mütevazı olarak yürürler. Cahiller kendilerine laf atarlarsa 'selametle' derler. Geceleri Rabblerine secde ederek, O'nun divanında durarak geçirirler. Rabbimiz ! Cehennemin azabından bizi uzaklaştır. Doğrusu onun azabı sürekli bir azabdir, derler .( Furkan suresi 63-65)