Bu hülyadan sonra kafamda, ordumuzu ötesinde berisinde ince serviler ve çamlar görünen engin bir meşe ormanı halinde görüyordum. Gölgeleri ezelî, gövdeleri namağlup, dalları hülyayla çok ciddi ve deruni bir ıstırapla dolu bir ormanı.
Madam Tadia pencereden bakıyor, önlüğüyle gözünü siliyor, hep ağlıyor. "Ne kadar ana daha ağlayacak, hepsi ne güzel, neden bu kadar güzel, nasıl bu kadar güzel?" diyor.