Gençlik; en derin düşünceye daldığı zaman bile DAVRANIŞ gücüyle yürür. Yaşlılık; tersine, davranışa kalkıştığı zaman bile sonsuz düşüncelere düşer, gider.
Bugünkü gençliğin ne istediğini yaşlılar gençlerden sorup
öğrenmeye kalkışıyorlar. Kalın kalın Bakanların, Başbakanların ince tüysüz delikanlılarla baş başa vererek uzun, kısa tartışmaları bunu sezdiriyor. Gençlik bütün duruluğu ile ve tüm yığını ile ne istediğini bilse, tam bilincine çıkarabilse, bildiğini uygulaması için sözbirliği ile planlayıp öyle bir gerçekleştirirdi ki, nasırlaşmış yahut katırlaşmış yaşlıların ruhları bile duymadan, beş on yıl içinde her şeyi etkisiz devir teslim alır ve dünyamız kansız, silahsız gençleşmiş ve güneşlenmiş olurdu.
Türkiye'de, eskiden beri var olan tefeci-bezirgan sermaye ile 19. yy ortasında
sokulan modern sermaye birbirine karıştırılmamalıdır. Hepsi ortak SERMAYE adını taşırlar ama tarihsel ve sosyal çağlara göre bambaşka üretim tarzlarına karşılık düşerler.
İrili ufaklı kaç kapitalist devlet varsa, en az o kadar köstebek Türkiye'de
yuvasını yapmak istiyordu. Çünkü kapitalizm, Avrupa'da kendi ücretli kölelerini her gün biraz daha idare edemez duruma girmiş, klasik büyük sanayi krizleri ile her 5-10 yılda bir sıtma nöbetleri geçiriyordu. Krizlerle ölmemek, işçi sınıfının ihtilalleriyle devrilmemek için, kendi iç ufunetini dışarılara aktarmak zorundaydı. Bunun tek açıkta kalmış yolu ise, Türkiye gibi eski zengin ülkeleri haraca bağIayıp talan ederek sömürgeleştirmek, yani savunmasız pazar, ucuz hammadde kaynağı olarak sömürmekti.