Tanrı'nın iyiliğini, ruhlarımızın ölmezliğini ve evrenin büyüklüğünü bu şekilde tanıdıktan sonra bilinmesi gereken bir gerçek daha vardır ki o da şudur: her ne kadar her birimiz başkalarından ayrı bir kişilik olsak, dolayısıyla da çıkarlarımız başkalarının çıkarlarından ayrı olsa da, yalnız yaşayamayacağımızı ve gerçekte bu evrenin, yeryüzünün, bu devletin, şu topluluğun, şu ailenin bir parçası olduğumuzu, onlara sözümüz ve doğuşumuzla bağlı bulunduğumuzu düşünmeliyiz. Ve parçası olduğumuz bütünün çıkarlarını kişisel çıkarlarımızın üstünde tutmalıyız; ama ölçü ve tedbiri de elden bırakmamalı, çünkü ailemize ya da ülkemize küçük bir yarar sağlamak için, kendimizi büyük bir tehlikeye atmamalıyız.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Çünkü göklerin ötesinde sadece hayali yerler vardır, bütün gökler yerin işine yaramak, yer de insanın işine yaramak için yaratılmıştır, diye düşünecek olursak, o zaman yeryüzünü asıl yerimiz, bu hayatın da en iyi hayat olduğunu düşünmeye eğilim gösteririz. Bu durumda da gerçekten var olan olgunlukları bilecek yerde, kendimizi diğer varlıkların üstünde göstermek için, onlara kendilerinde bulunmayan birçok eksiklik yükleriz. Bu durumda yersiz bir övünç duymamıza yol açarak, bizde Tanrı’nın katında onunla birlikte dünyayı yönetme isteği oluşturur; bu da birçok sorun ve üzüntü yaratır.
Bu, bütün tutkularda (passion) böyledir; çünkü peşinden koştuğunu daha parlak göstermeyen ve zevkleri tatmadan önce onların olduklarından daha büyük olduğunu hayal ettirmeyen bir tutku yoktur.