Azınlıklarda Türk musikîsi sevgisi çok ileri gitmiştir. Gerek Museviler, gerekse Rum ve Ermeni gibi Ortodoks Hristiyanlar arasından değerli besteci ve icracılar çıkmıştır. Azınlıklar en fazla musikî alanında Türkleri başarıyla taklit etmişlerdir. Türk musikîsi onları öylesine etkilemiştir ki, geleneksel Bizans musikîsi yok olup gitmiştir.
Yeni İran musikîsi çeşitli özellikleriyle beraber, Türk musikîsi makamlarına dayanır. İran nüfusunun en az üçte birinin halen Türk olup Türkçe konuşması iki milleti iç içe bir yaşayışa itmiştir. Yavuz ve IV. Murat'ın Tebriz'i fetihlerinde ünlü Azerî bestekâr, sazende ve hanendeleri İstanbul'a getirilmişlerdir. İran Türk İmparatorluğunda bestelenen eserler İstanbul'da çalınıp okunmuştur ki, bunların "Acemlerin" denen bir kısmının notası zamanımıza kadar gelmiştir.
Derece, derece Hint ülke ve kavimlerinde Türk musikîsi tesirleri görülür. Nihayet Klâsik Türk musikîsinin bir ekolü, bilhassa XVI-XVIII. asırlarda Hindistan'da özellikle Delhi, Agra ve Lahor saraylarında teşekkül etmiştir. Orada Türk bestekârlarının yaptığı eserler "Hintlilerin" adıyla İstanbul'da da asırlarca çalınmıştır ve haylisinin notası da elimizdedir.
Hangi ülkede hangi asırda hangi kavimlerin oturduğu, hangi dillerin konuşulduğu, hangi devlet ve hanedanların hükümran olduğu, hangi din, mezhep ve tarikatların yaşadığı bilinmeksizin gerçekçi bir müzik tarihi düşünülemez.