Uğruna gerçekten çabaladığım, uğraştığım, onu yaşatabilmek için tüm varlığımla mücadele ettiğim o ilk insanın soluğu kesilirken... Elimden kayıp giderken başka bir yere, her geçen dakika daha da hızlı bir şekilde kayıp giderken ve hummaya tutulmuş beynim, o biricik kadını hayatta tutabilmek için hiçbir şey yapmazken, benim hissettiklerimi yaşadıktan sonra nasıl oluyor da insan yaşamaya devam edebiliyor...
Zira, yalnızca karşısındakine karşı bir görevi yoktur insanın kendine karşı, devlete karşı, bilime karşı da vardır.. Bir an gelir görev biter, insanın elinden artık bir şey gelmeyince, evet o zaman...
İçimde bir yorgunluk doğduğunu hissedebiliyordum yalnızca, şehvete benzeyen bir yorgunluk. Hem uyumak, düş görmek istiyordum, hem de bu büyüden çıkmamak, tabutuma gitmemek.