Seninle uzaklara gidelim, o kadar uzaklara ki kendimizi orada tanıyamayalım, kendimize başka bir dünyada, başka bir hayatta başka mahluklar gözüyle bakabilelim...
"Ah! Bir kere ağlayabilse, teselli bulacak sinirlerine bir rahatlık gelecek. Fakat ağlayamıyor, boğazını tıkayan bunaltıcı bir hıçkırık onu ağlamaktan alıkoyuyordu."
Aman Yarabbi! Sevmek bu muydu? İnsanı sanki bir mengene içinde sıkıp sıkıp da birisinin ayakları altına ezik, bitik, can çekişerek atmak isteyen bu öldürücü şey, sevmek bu muydu?
— Anne, müsaade eder misin? Senin dizine yatayım… Hani ya bir vakitler beni dizine yatırır da saçlarımı okşardın? İşte yine öyle yatayım, beni yine öyle, güya sekiz on yaşında bir çocuk gibi okşa… Ah! Bilsen, anneciğim, bugün okşanmak, sevilmek için ne kadar ihtiyacım var! Özellikle çocuk olmak, o mesut zamana biraz geri dönmeye nasıl muhtacım! Bugün dizinin, senin zavallı zayıf dizinin üstünde ağır çeken bu başın, bilsen, o çocuk başından ne kadar farkı var! Bu çocukla o çocuk arasında kırılmış, parçalanmış bir hayat duruyor. Ah! Ben hayatın, o vücudu harap eden demir mengenenin arasında nasıl ezildim! İşte bugün sana hasta, yaralı, tedaviye muhtaç olarak dönüyorum…
Sayfa 248 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 2. Basım·Kitabı okudu