Muhammet Öztürk

Muhammet Öztürk
@TCMhmmt
Kendini tanımaya çalışan birisi
Serbest
Lise
Antalya
Ankara, 25 Kasım
5 okur puanı
Aralık 2024 tarihinde katıldı
Cok hoşuma giden bir yazıyı paylaştım inşallah seversiniz Yoruldum; anlaşılmamaktan, Sevdiklerimi, sevenlerimi "dost" yapmaya çalışmaktan, Yüreğime kulak tıkayıp mantıklı olmaya çalışmaktan, Haksız ithamlarla yaralanmaktan yoruldum; Sevgime hak ettiği değeri bulamamaktan, Güzel bildigim insanları bir bir hayatımdan çıkarmaktan, Sevdiğim gibi sevilmeyip, sevmeyi isteyip de sevememekten, İncinmekten, yalnızlıktan, gözyaşlarından... Yoruldum; Dostluk limanımda huzur bulmayan okyanusun, Beni bilmeden yaralamasından. Camdan bir vazo olan yüreğimin, Her defasında parmaklarımın arasından kayıp, Tuzla buz olmasından. Dipsiz bir sevgi kuyusu bulduğunu zanneden sevgi çiceğimin, Solmasından.. Yoruldum..... İyi günlere TURKIYE,M
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bazı kelimelerin yerini değiştirince anlamı da değişiyor. Bazı insanları severken de öyle. Sanki, hayatın tek anlamı "o" ve "o" olmasa, "sen de olmayacaksın" gibi davranıyorlar sana. Örneğin, denize uzaktan bakıldığında mavidir; ama avucunda tutunca nasıl renksiz bir hal alıyorsa, yüzünü yıkamadan sofraya oturduğunda "yıkadım"palavrasına beni inandırdığında da, daha masum olmuyorsun, "bencil"oluyorsun.. Bazı şeylerin zamanla alakası olmadığı gibi, seninle benim bir kıyım olmadı, ortak bir yanımız da.. Ortak olmayan ne varsa "biz" olduk. Değer istiyorsun ama, vermiyorsun. Güven istiyorsun ama, güvenli değilsin. Şevkat istiyorsun ama, çok kabasın. Çünkü, "bencilsin" Sürekli, bir ben olma yarışı. Sürekli, üstünkörü olma özrü. Sürekli, aşağılık kompleksi. Ve sürekli almak isteyen, aldığını geri vermeyen bir toplumdan ne beklersin; hiç! Sevgi bir ihtiyaç olduğu kadar zamanla onu basit bir kavram üzerinden yaşamaya devam edersen, yanlış değil; yanlışı olursun o toplumun... Çünkü, "bencilsin" ve sadece kendini seviyorsun.. Sen ve yakınında her kim varsa ona karşı değer yargılarını bir düşün derim. Bir güzel düşünmek yerine suçlu ararsan onu da bulursun.. Oturduğun yerden yazmaya benzemez sevgi. Bazen koşulsuz olmak istersin.
Alıntı
Bakale benim babaannemdi, ama bütün köyün, annemgilin ve dedemin dediği gibi "Bakele" derdim ben de ona. Dedeme ise "Dede." Dedem, babamın anneme davrandığından daha iyi davranırdı Bakele’ye. “Sen yorulma, ineği ben sağarım.” Gider sağardı. “Su vereyim mi Bakele?” Verirdi. Bazı geceler çok soğuk olurdu yayla, “Dur Bakele…” derdi elindeki odunları alıp. “Sobayı ben yakarım.” Yakardı. Şehre indiği her sefer kalın kalın kitaplar getirip “Bakele…” derdi, “Al. Oku sen. İşlere ben bakarım.” Bakele dedeme kocaman güler, “Sağ ol İsmail.” deyip gömülürdü getirdiklerinin arasına. Okurken, suyun altına girmiş de nefesini tutuyormuş gibi gelirdi bana. Sıkılırdım önce, sonra korkardım, sonra gidip dedemin eteğini çekiştirir, “Bakele’ye bi şey mi oldu dede?” diye sorardım. “Şşşt.” derdi dedem. “Okuyor oğlum, ne olacak? Hadi gel, biz de gazetenin resimlerine bakalım seninle.” Alırdı beni kucağına, işaret parmağıyla göstere göstere okur, anlatırdı. “Sen niye okumuyosun dede?” “İşte ben de gazete bakıyorum ya.” Yanlarına gittiğim her yaz bir şeyler öğrenirdim. Kitap okunur, gazete bakılırdı meselâ. Sağılan ineğin arkasında durulmazdı. Uyuyan köpeğin yakınından geçilmez, eriğe tırmanılmaz, örümcek, kelebek öldürülmezdi. Öğrenirdim. Bakele Macırdı. “Macır ne demek dede?” “Göçmen demek oğlum.” “Göçmen ne demek?” Başka memleketten gelmiş insan demekti. Okul gibiydi benim için köy. Duvarsız, çatısız. Kışın şehirde okurdum, yazın köyde. Yazdan yaza gelip gidiyor, her yaz biraz daha büyüyor, okuryazar falan oluyor, dedemin getirdiği gazetelere kendim bakmayı, Bakele’nin elinden bıraktığı klitapları kendim okumayı öğreniyordum. Macır’ın macır değil muhacir olduğunu meselâ… Orta iki’de. Ve Bakele’nin gözünün içine bakan dedeme saygı duymayı, onu giderek Bakele’den daha fazla sevmeyi
Sevgi sadece bir insana bağlılık değildir. Bir tutumdur. Kişinin yalnız bir sevgi nesnesine değil, bütünüyle dünyaya bağlılığını gösteren bir kişilik yapısıdır. Kişi yalnız bir tek kimseyi seviyor, başka her şeye karşı ilgisiz kalıyorsa sevgisi sevgi değil, genişletilmiş bencilliktir. KARL MARX
Zihninin efendisi olmak, düşüncelerini kontrol edebilme becerisi ile başlar. Tüm zayıf düşünceleri bir kenara atıp sadece olumlu ve iyi olan düşüncelere odaklanma becerisini geliştirdiğinde, pozitif ve iyi eylemler onların ardından gelecektir. Kısa süre sonra, olumlu ve iyi olan şeyler yaşamına girmeye başlar. Düşüncelerini kontrol ettiğinde, zihnini kontrol edebilirsin. Zihnini kontrol ettiğinde, yaşamını kontrol edersin. Yaşamını kontrol edebildiğinde, kaderinin efendisi olursun. Aynı anda iki ayrı düşünce bir arada bulunamayacağı için, negatif düşünceler aklımıza üşüştüğünde, önceden bir kenara not ettiğimiz keyifli anılarımızı düşünerek, negatif olanın yerine pozitifi geçirebiliriz. Zihnini umut sözcükleriyle doldurduğunda, umut dolu, neşe sözcükleriyle doldurduğunda neşeli, nezaket sözcükleriyle doldurduğunda nazik, cesaret sözcükleriyle doldurduğunda cesur olursun. Kelimeler güçlüdür. Çoğu kimse gerçekten neyi istediğini ve bunu nasıl elde edebileceğini anladığında artık çok geç olmuştur. “Gençler bilebilse, yaşlılar yapabilse” deyişi bunu çok güzel özetler. Robin Sharma