Neyim ben, büyük fedakarlıkların başkenti mi? Oltanın ucuna kendini takan bir balıkçı mı, hep aynı macerayı, aynı fıkrayı, aynı masada anlatan bir palavracı mı, ilk kitabının gölgesinde çürüyen bir romancı mı, farklı iklimlerle, mevsimlerle sınanmamış bir yırtıcı mı yoksa yorgun düştüğümüz taş yatağı mı, hangisi kâfi, hangisi daha güzel, hangisi daha dürüst, hangisi daha su, hangisi ben bilmiyorum...