İsa (a.s) zamanında üç kimse yolculuk yapıyorlardı, yolda bir hazine buldular; hazineyi paylaşmadan önce: "Acıktık, aramızdan biri gitsin de bize yiyecek alsın!" dediler. İçlerinden birisi yiyecek bir şeyler almak için şehre gitti. Yolda giderken, kendi kendine:
"Ben en iyisi getireceğim yemeğin içine zehir koyup arkadaşlarımı zehirleyeyim; altınlar da bana kalsın" diye düşündü. Aynen düşündüğü gibi de yaptı, yemeği zehirledi. Diğer ikisi de kendi aralarında: "Arkadaşımız gelince onu öldürelim; hazineyi de aramızda paylaşırız" diye kararlaştırdılar. Yemeği getiren adam arkadaşları tarafından öldürüldü. Diğer ikisi de yemeği yiyip öldüler. Oradan geçmekte olan İsa(a.s) havarilerine:
"İşte bu dünyadır! Bakın nasıl peşine düşenleri öldürdü ve kendisi geride kaldı. Vay, dünyalık için, dünyanın peşine düşenlerin haline!" dedi.
Hikmet ehlinden birisi şöyle demiştir. İnsanlar dört kısımdır.
1-Bilir, bilgili olduğunu da bilir. İşte bu alimdir ona uyunuz.
2-Bilir, bilgili olduğunu bilmez. Bu unutkandır ona hatırlatınız .
3-Bilmez, bilgisi olmadığını da bilir. İşte bu yol gösterilmeye muhtaçtır ona öğretin.
4-Bilmez, bilgisi olmadığını da bilmez. Bilgili gibi hareket eder, buda cahildir. Bundan sakının.
Ömer bin Abdulaziz, Ebu Hazım'dan bir öğüt isteyince; o şöyle demiştir:
"Uyuduğun zaman ölümü başının altına koy. Hangi işi yaparken ölmek hoşuna giderse onu yapmaya koyul! İçinde iken ölümün sana gelmesini istemediğin şeyleri terk et. Şunu bil ki, çok kez, ölüm sana yapmak istediklerinden daha yakındır; onlara ulaşamadan ölürsün."