Genç Werther’in Acıları sadece bir aşk hikâyesi değil, insanın kendi içinde verdiği savaşın da kitabı gibi geldi bana. Werther’in hissettiği yoğun sevgi, yalnızlık, anlaşılmama duygusu ve zamanla içine çöken karanlık o kadar gerçek anlatılmış ki bazı sayfalarda karakteri okumuyorsunuz da sanki onun zihninin içinde dolaşıyorsunuz.
Kitap boyunca en çok dikkatimi çeken şey, insanın bazen duygularının ağırlığı altında ne kadar çaresiz kalabildiğiydi. Werther’in doğaya bakışı, insanlarla kurduğu bağlar ve içindeki sürekli huzursuzluk bana göre kitabın en güçlü taraflarından biri. Çünkü çoğu insan hayatının bir döneminde kendini onun kadar yalnız, kırılmış ya da ait hissedememiş olabilir.
Goethe’nin dili çok sade görünse de altında büyük bir duygu yoğunluğu var. Kitap bittiğinde geriye sadece bir hikâye kalmıyor; insanın içinde tarif edilmesi zor bir hüzün bırakıyor. Bazı klasikler sadece okunur, bazıları ise insanın içine işler. Bu kitap benim için ikinci gruba giriyor.