2000li yılların başı belki...
Aklıma geleni yazmak için kağıt kalem taşırdım. Ablamın krem kaplarından cebime kül tablası yapardım. Henüz yüksekokulun ortaları. Gençliğimin fırtınalı yılları. Kendime esir olmaktan ziyade, kendimden kurtulmak için yazardım. Arada kazara iyi dostlar edinirim diye hep bir bahanelerim olurdu benim!.. Yüksekokul okuyacağım diye şehir dışlarına giderdim. Okul hevesim hiç olmadı ama, anksiyete beni okumaya zorladı. Direttim okumadım! Ama okumayı çok sevdim. O dönemlerde ceplerim de hep bir kağıt, kalemim olurdu. Kağıt olmasada kalem mutlaka taşırdım. Yazacak yer bulamasam, avucuma yazardım... Ama hep yazdım. Şimdi ne güzel demi? Yazacak çok şey var. Facebook, Twitter, Tumblr, Telegram heryere yazabiliriz...
Hiç bu bakımdan düşündünüz mü?
Ben sürekli yazıyorum. Tarihte taşlara, kayalara yazılanlar yine bir tarihte kağıtlara yazıldı ama bu tarihte bütün bu yazılanlar saçma sapan paralara satıldı. Iki kelime yazan insanoğlunun yazıları düşünceleri bile satıldı. Eskiden öylemiydi. Sokrates'in savunması geliyor aklıma!.. Düşüncelerini yazmadan satması gibi...
İşin içine para girdi mi, insanoğlu iyi düşünemiyor da!
Parayla satın aldığımız gazetelerdeki yazıların gerçek hayattaki bağdaşımları bile yalan!
Eeee!
Yani ben yazıyorum.
Çok okunması için, Kendimin esiri olmak için değil...
Kendimden kurtulmak için yazıyorum...
Metin Tapmaz