Neye yakından baksam yükünden kurtulan bir karınca gibi hissediyorum kendimi. Bildiklerim yükümse, yüksüz bir deli olmayı yeğlerdim, diye geçirdim içimden.
"Öğleyi hızla geçerek
Bir ayrılık ikindisine uğruyor zaman .
Yaşlı ve yorgun ruhum
vedalaşıp uzaklaşıyor gölge ve ışıktan"
Bir ayrılık ikindisi değil ama bir ikindi vakti okuyorum/yazıyorum.
kafam dolu... odaklanamıyorum... basit yazılmış tercüme gerektirmeyen iki satırı anlamak için tekrar tekrar okuyor, paralıyorum kendimi...
Bir şiir de ben mi yazsam? Çok yeteneğim varmış gibi... ki zaten kafamdaki cümleler şiir yazmak için çok uzun... olsa olsa deneme olurdu ya da ne bileyim ona benzer bir şey belki...
Belki sadece anlamsız birkaç kelam.
Kendimi bile tefsir etmekten acizim... sayfaları kirletmeye gerek var mı? Yok mu? Bilemedim.
"çöl yoktur leylası olmayana
sıfata sıfat azdır bazen gönüle âh"
Şiir okumak insanı şair etmese de şuur yüklüyor zihnimize... ya da sadece insan kalmamızı sağlıyordur... bilemedim şimdi
Sayfa kenarına aldığım notları da paylaşıyorum çok cömerdim bu ara
"Oysa yalan her şey! zaman, kainat ve dünya
aynalar inanmıyor artık suretlerimize"
Nietzsche 'nin sözünü hatırlattı bana bu mısra
'Her şey sahte' diye bağıracaksın günün birinde"
"Kendimi boşluğa bırakıp yanar son imgem"
İyi ki hayatımda bir anlam var. Yoksa nefes almak için çıktığım çatıdan bedenimi boşluğa bırakıp ruhumun kanatlanmasını isterdim...
"her şarkı yüksek sesle söylenmez"
Her şarkı yüksek sesle söylenmez