Çileciliği kanıksamış, uyuşuklukla edilgenleşmiş, dünyevi faaliyetlere yabancılaşmış ruhun depremler ve felaketler dışında keyifli ya da kederli hiçbir insani duyguyu yaşamadığı bir evresi vardır.
Özen gösterilen dış görünüş cilalanıyor, iki dirhem bir çekirdek giyiniliyor, yıkanılıyor, sabunlanılıyor, tırnaklar kesiliyor, tıraş olunuyor, saçlar taranıyor, ayakkabılar cilalanıyor, pantolonlar fırçalanıyor, dışardan bakıldığında herkes kusursuz, bir çakıl taşı kadar parlak, ölçülü, ve büyükannem kadar erdemli! Oysa vicdanlarının derinliklerinde parmaklarına sümküren bir sığırtmacı bile ürkütecek lağımlar ve çirkef kuyuları var. Bu devire şu nitelemeyi bahşediyorum: Samimiyetsiz ve kirli temizlik.