Ankara’ya kar yağıyordu; arabanın radyosunda ‘’Cerrahpaşa'ya koydum, canımın yarısını’’ nakaratında, hiç birşeyin farkında olmayan ben, Ankara’ya ilk kez gelmenin verdiği o çocuksu heyecanla dışarıyı seyrediyordum. Bilemezdim çocukca heyecanımla, Gazi Hastanesinin bizim Cerrahpaşamız olacağını.
Ankara’ya kar yağıyordu. Termometreler İzmir’in hava durumunun eksi haliydi.Gazi Hastanesinin onkoloji bölümüne çıkarken, Türkçe öğretmenimin sınıfta okuduğu o meşhur dize çınlıyordu zihnimde: "Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden..."
Biz de ağır ağır çıkıyorduk merdivenleri; ama sanki ileriye değil, geriye doğru adımlarla…
Hastane odasında, moral vermeye gelen değil de teselli arayan bizdik. Arabada çalan “Cerrahpaşa” hâlâ kulağımda çınlıyor, gözümse pencereden yağan kara takılıyordu.
Ankara’ya kar yağıyordu. Ruhumda, kar görmenin verdiği o saf mutlulukla, eniştemin hasta yatağındaki solgun gülümsemesinin açtığı o amansız fırtına çarpışıyordu. O an adını koyamadığım, anlamını ancak yıllar sonra büyüdüğümde kavrayabileceğim sessiz bir vedanın ilk sahnesiydi bu.
Ankara’ya kar yağıyordu ve biz İzmir’e dönüyorduk. Yol boyunca babamın sesinde iki farklı dünya vardı: Bir yanda kahkahalarla yad edilen eski hatıralar, diğer yanda gözyaşlarının ıslattığı kederli anılar... Dışarıda Ankara’nın beyaz örtüsü yolları kaplıyordu, içeride ise benim kalbime amansız bir tipi yağıyordu.
O günden sonra, hava durumlarını hep şarkılarla özdeşleştirdim.
- Bazı şarkılar sert bir kış gibidir; üzer, üşütür.
- Bazıları bahar gibidir; umut ve heyecan taşır.
- Kimisi ise sonbahar gibidir; hüzünlendirir, içini burkar.