Ali Göker

Ali Göker
@TekDost
5 okur puanı
Ağustos 2024 tarihinde katıldı
Lalü ebkem: Dili tutulmuş, sessizliğe mecbur kalmış. #birkelime #birhayat #YaşarKemal
Reklam
#benimadımöğretmen #banaemanetvatan #iyikiöğretmenim #24Kasım #Öğretmenlergünü Binlerce hayatı yaşıyoruz bir bedende. Bir kişi değiliz bu hayatın içinde. Bu bir tesadüf değil, bir rüya bu... Bu bir var oluş hikayesi yok oluşun içinde, mum misali... Kazanırsak milletimizin kaderini değiştireceğiz. Öğretmenlik hayatın tarlası, hayat içinde hayat; hayatta tat öğretmenlik... Hatıralar... Birçok idealist meslektaşım gibi bende öğretmenlik sıfatının bir insan için ilahi bir lütuf olduğunu düşünenlerdenim... Önemli olan bu vatana hizmet etmek; şehir, köy, kasaba, coğrafya önemli değil. Bizler… sermayesi karşılıksız, beklentisiz sevgi ve bilgi olan bir avuç idealistiz. Bizler... Güneşi göz bebeklerine doldurmuş, dört bir yanı bahar köpüren bahar elçileri gibi... Dudaklarında her dem taze fikirler dökülen... Kelimelere can üfleyen... Düşüncenin gökkuşağını tüm renkleriyle kabullenip saygı duyan sevgili meslektaşlarım... Bizler... Heybesine edep, ilim, irfan, sabır, sevgi, anlayış, tevazu, hoşgörü... doldurup atını karanlıklara mahmuzlayan bahar elçileri. Bizler... Kalbinde; vatan ufuklarına ışık saçmak için çalışan bir ideal kişinin inancı, ruhunda kendine güvenen insanların azim ve iradesi, kafasında yarının mamur, müreffeh ve mesut Türkiye'sinin altın kapılarını açacak sihirli anahtarlarla... savaş meydanlarına atılan kahramanlar gibi ülkemizin dört bir yanına milletimizin hadimi olarak dağıldık. Çanakkale'de, Aziziye'de, Plevne'de ve daha nice cephede şehit düşen Mehmetçiklere has bir gururla ilim, irfan ve ışığın ulaşamadığı uzak yurt köşelerine aydınlıklar götüreceğiz. Amacımız; vatanını riyasız seven, milletine sözde değil, iş görerek, eser vererek hizmet eden; temiz ahlaklı, hür düşünceli, müspet zihniyetli; hak, hukuk ve geleneklerine hürmetkâr; şahsiyet ve
Oysa amatörlük sıkı işçilik demekti…
Attila İlhan’ın dediği gibi; Maviye çıkardı çocukluğumuz. Ne yana dönsek umut, kime tutunsak vefa… Çaldılar ceplerimizden çocukluk ruhumuzu. Öksüz kaldı saksıda çiçek, bedende ruh, şiirde kelime… Attila İlhan’ın “o eski heyecan ölür” dediği dizeye sarılıyorum sımsıkı. Ölmemeliydi heyecan. Profesyonelleşmemeliydi insan. Amatör kalmalıydı sevgi. Düzene alışmaktı çünkü profesyonellik, eyvallah çekmekti her şeye. Oysa amatörlük sıkı işçilik demekti. Gözyaşı demekti, emek demekti. Masallarda gizliydi cesaret. İmkânsız denen şeyin aldatmacadan ibaret olduğunu öğrenirdik arabesk günler besteleyenlere inat. Artık her şey bitti derken bir peri beliriverirdi başucumuzda. Elinde sihirli bir değnek, dokunurdu ve dileğimiz anında gerçekleşirdi. Ya da ansızın lambadan bir cin çıkardı ve derdi: “Dile benden ne dilersen!” Ben hep “bizi” dilerdim. Boşaltıldı kalplerimiz. Alıp gittiler güzel olan ne varsa, götürdüler geri getirmemek üzere. Acı gerçeklerle yüzleştirdiler çocuk yaşta minicik yüreğimizi. Vefasızlığı haykırdı büyüklerimiz. Acıyı yazdılar kırk bin kere. Artık acıya hayranlık duymaya başladık çaresiz. Güzel değildi demek ki hayat. Parası olanın hakkıydı zafer, güçlü olan kazanırdı demek müsabakayı. Akıl yetmiyordu kapitalizmi yerle bir etmeye. Dolu bir beyinden ziyade dolu cep gerekiyordu kazanmak için. “İnsan insanın kurdudur.” sözü hayat felsefemiz olmaya başladı. Batılılara aitti oysa bu dünya görüşü. Herkes rakibin, herkes düşmanındı buna göre. Haset sardı çevremizi. En güçlü biz olmalıydık. Beraberliği kabul edemezdik. Ya kral olacaktık ya kral. Alt kademeydi vezirlik. Halk olmak sıradanlıktı. Hepimiz göz koyduk şahlık tahtına. Oysa birden fazla hükümdar hüsrandan başka ne getirebilirdi o saltanata? İnsan insanın dostu değil miydi bize göre? Birlikte yürümek,
“Ihlamurlar çiçek açtığı zaman geleceğim.” demişti şair. Ihlamurların çiçek açma zamanını bilmeden. Belki gelmek istemedi. Gelmedi hiç... Umuttur ayakta tutan insanı. Ve o umutla zaaflarına yenik düşer çoğu zaman insan. Ihlamur yaprağından bir gemi yapar bırakırız “umut” nehrine. O gemi hayal aleminden ibarettir. Dönmez geri... Zaaftır, kibirdir, inattır gemiyi alıkoyan... Bir türlü zaafından, kibrinden, inadından vazgeçemezsin. Sözler unutulmak için verilir. Ve bunu herkes çok iyi bilir. Geminin döneceği günü beklersin, gelmez... Ihlamur zamanı da geçmiştir zaten. Ömrünün son günüymüş gibi yaşamak istersin... Ertesi gün ölecekmiş gibi... Ertesi yokmuş gibi... Umut gibi... sonsuz gibi.. rüya gibi... O rüyadan uyanılsa gelmez o gemi. Ellerin bomboş. Umudun da yitip gitmiştir o gemiyle... Yüreğin taşarken suskunluğunda boğulursun. Bir yudum zaafla can veremezsin. Kolay mı öyle can vermek. Silkelenip kendine gelirsin. Yine ıhlamur zamanı beklemeye koyulursun. Bir ıhlamur yaprağından gemi yaparsın. Adına “Umut” koyarsın. Varsın dönmesin o gemi. Yeni gemiler gönderirsin, yeni umutlar ekersin. Sen o gemiyi beklemekten vazgeçme... Dedim ya umuttur insanı ayakta tutan. Oturur düşünürsün. Kendinle konuşmaya başlarsın. Bir yerlerden aklına Nazım düşer... Nazım söylüyorum, Nazım dinliyorum dersin. Hatta Nazım okuyorum dersin... Tüm özlemlerini haykırarak “Nazım okuyorum...”. Ama Yahya Kemal’in dediği gibi, Birçok giden memnun ki yerinden Çok seneler geçti, çok seneler geçti Dönen yok seferinden. Giden asla dönmez, dönse de giden olmaz. “Susmak bazen asalet, bazen nezakettir. Hele de incitmekten korkuyorsan sevdiklerini, Susmak o zaman ebedi bir zerafettir...” der Yazıcıoğlu. Neyse daha diyecek çok şey vardı. Ama bazen susarak anlatmak daha muhtevaydı. Zaten de zil
Elinden gelenin en iyisini yap, olabileceğinin en iyisi ol. Martin Luther King'in dediği gibi; “Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse, Michelangelo’nun resim yaptığı, Beethoven’in beste yaptığı veya Shakespeare’in şiir yazdığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürün ki gökteki ve yerdeki herkes durup ’Burada işini çok iyi yapan, dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş’ desin.