İlk kez yaptığımız pek çok şeyin geri dönüşsüz olduğunu fark etmeyiz çoğu zaman. Doğruda ve bilhassa yanlışta. Yaptığımız yanlışları geri almak imkânsızdır.
Duygusal derinliği güçlü bir roman. Romanın merkezinde baba-oğul ilişkisi yer alıyor. Bu ikilinin sohbetini okurken sanki kurgusal bir hikâyeden çok, gece boyunca süren gerçek bir sohbeti dinliyormuş hissi oluşuyor. İnsan ilişkilerine, aile bağlarına odaklanan, yalın ama etkileyici bir roman.
Geçmişle barışmak gerektiği, anı yaşamanın önemli olduğu, sevdiklerimizle sağlam bağlar kurmanın önemi üzerine okuma yapmak isteyenler için özel bir kitap.
Fakir Baykurt’un kalemi yine o kadar yalın, o kadar sahici ki; sanki Tozak köyünün tozlu yollarında yürümüş, Kır Abbas’la aynı sofraya oturmuş, Eğitmen Rıza’yla aynı dertleri konuşmuş gibi hissediyorsunuz.
Bir köy. Köyün insanları yoksul, ama birbirine sımsıkı kenetlenmiş; gelenekleri, inançları, deyişleri capcanlı. İşte bu insanlar, Eğitmen Rıza’nın öncülüğünde bir hayal kuruyor: Kurak toprağı üzüm bağına çevirmek. Kaplumbağalar gibi yavaş yavaş, inatla, ama durmadan ilerleyen o küçük yaratıklar gibi… Köylüler de öyle: Yavaş ama kararlı adımlarla toprağı yeşertmeye çalışıyorlar. Bağ kuruyorlar, fidan dikiyorlar, su bulmaya çalışıyorlar. Bir umut yeşeriyor, yürekler doluyor. Ama Bürokrasi, o devasa, duygusuz makine devreye giriyor
Kesinlikle okunmalı. Çaba, umut ve gerçekler üzerine destansı bir roman.