Kaplumbağalar 100 Temel Eser M.E.B. Tavsiyeli

8,2/10  (43 Oy) · 
170 okunma  · 
31 beğeni  · 
1.497 gösterim
Tozak köyü şu koca yeryüzünde, kıyıda köşede kalmış bin yamalı bir yoksul yorganı, alabildiğine kurak, bakımsız, unutulmuş. Ahalisi desen günümüz köylüsü: Hâlâ devletten medet uman, "Hökümetimiz en iyisini bilir" diyen, cahil, kaba saba ama bir o kadar çalışkan, sahici ve vicdanlı. Köyün Eğitmen Rıza'sı, Muhtar Battal'ı ve akıllı delisi Kır Abbas'ı gün olur akıl yürütür, el ele verir, köylüyü de peşine takıp bir bağ kurar, hem de taşlı bir tarlada, bin bir emekle, özveriyle ve gece gündüz çalışarak. Tam ağızları üzümlerle tatlandı, yürekleri umutla doldu derken, hiç ummadıkları bir anda hükümetin tokadını yerler... ama ne tokat! Bir anda, bürokrasinin çarkında bir çapak olup çıkarlar. Hak hukuk ararlar aramasına ama neyin hakkı, neyin hukuku?

Mazimizde yer etmiş ama bugün hala varlığını sürdüren sorunlara değinen, yalın ama zengin bir dille yazılmış, özgün ve aydınlık bir edebiyat eseri olan Kaplumbağalar, yaratıcı ülkemiz köylüsünün olduğu kadar, onun bürokrasi karşısındaki çaresizliğinin ve cehaletinin de hikayesini anlatıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Kasım 2006
  • Sayfa Sayısı:
    368
  • ISBN:
    9789750403910
  • Yayınevi:
    Literatür Yayıncılık
  • Kitabın Türü:
sezen 
15 Nis 04:22 · Kitabı okudu · 11 günde · Beğendi · Puan vermedi

17 Nisan Köy Enstitüleri'nin Kuruluş Yıldönümü. Türkiye Cumhuriyeti'nin kendine özgü eğitim ve kalkınma projesi olan bu enstitülerden birinde yetişmiş önemli bir yazar, öğretmen, sendikacı Fakir Baykurt. Edebiyat öğretmeni bir dostumun tavsiyesiyle başladım kitaba. Eseri okumadan evvel tavsiyem, Fakir Baykurt'un hayatını biraz olsun araştırmanızdır.

"Dikenlerin arasından çıkıp gelen bir yazarım ben,
yüzyıllarca karanlıklarda bırakılmış köylerin
birinden Akçaköy'denim. Ailem yoksuldu.
kır bayır kırkiki dönüm toprağımız vardı... Annem
babam okuma yazma bilmiyordu. Evimizde
tek bir kitap yoktu. Cumhuriyet beni götürdü,
açtığı Köy Enstitüsü'nde eğitti. Öğretmen yaptı
elime kalem verdi, yurdun yazarları arasına
kattı. Şimdi düşünüyorum, yoksulluktan geliyorum."

Kaplumbağalar romanının alegorik bir eser olduğunu söyleyebilirim. Bunu daha sonra açıklayacağım. Romanın geçtiği mekan, Ankara'ya 100km uzaklıkta, geleneklerini yaşatmaya çalışan bir Alevi Tozak Köyü. bozkırın ortasında, tüm uygarlıktan mahrum, susuz ve çorak toprakları var. Başkentte bir başına kalmış yoksul bir köy. Köyün, enstitü mezunu ilkokul öğretmeni Rıza, bir gün bomboş ama taşlık bir arazi olan Purluk'a bir bağ yapma fikriyle köyün önde gelen bilgelerinden Kır Abbas'a ve köyün muhtarı Battal'a açılır. Sırada bu fikri köylüye söylemek vardır. Şarap yapmak için üzüm bulamayan, Sünni köylerin de üzüm vermediği Tozak köyü sakinleri, birlik olup, bu Purluk arazisini kazmaya başlarlar. Toprak derin derin solumaktadır artık. Nöbetleşe kazarak, bağ bahçe yaparlar o çorak araziyi. Bir iki yıl içinde o kuraklığın içinde bir vaha oluşur adeta. Burada kilit noktalardan biri, öğretmen Rıza'nın bu konudaki bilgisidir. Çünkü köy enstitüsü öğretmenleri artı değer üretebilen, gittikleri köy için adeta ışık olan insanlardır. Gel zaman git zaman, şaraplar, pestiller, pekmezler derken, köye mal müdürü gelir ve köy arazilerinde ölçüm yaparlar. Bakarlar ki, hazineye ait boş arazi ekilmiş biçilmiş. Köylüden veremeyecekleri şekilde bir kira bedeli isterler. Zaten boş duran, verimsiz gözüken araziyi yeşerten köylüler için bu durum devletle ilk karşılaşmadır. Devletin demirden pençelerini boyunlarında hisseden köylüler, bürokrasi karşısında ne yapacağını bilemez.
Sorun köylünün yaratıcı olmaması değil, köylünün karanlığa mahkum edilmesidir. Zaten izlenen tarım politikalarına baktığınızda, bunu net bir şekilde görürüz. Burada bir örnek vermek istiyorum: Adana'da yaşıyorum ve bildiğiniz gibi "Çukurova" toprağı adam eksen, adam biter, denilecek kadar muazzam bereketli topraklara sahiptir. Bir Turunçgil deposu ve beyaz gelincikler diyarıdır. Yaşar Kemal okuyan herkes içinden Çukurova'ya özlem duyar. Anlattığı ballı yemişleri tatmak, rengarenk kırlarında dolaşmak ister. Hele turunç ağaçları ilkbaharda bir koku yayar ki, hafif de bir rüzgar varsa; insanı yolda yürürken sarhoş eder. Fakat o Çukurova şimdi "kentsel dönüşüm" rantının kurbanı oluyor, dev dev binalar yükseliyor. O güzelim Balcalı Kampüsü'nün tepesinde iğrenç, ruhsuz beton bloklar yükseliyor. Böyle verimli toprağa bunu yapmak, buna teşvik etmek ülkemiz için ahmaklıktan başka bir şey değil. O yapıların arasında kalmış, küçük bahçeli müstakil evleri görünce o kadar canım sıkılıyor ki. O portakal, limon, nar, hurma bahçelerinin kesildiğini görmek kahrediyor. Üç tarafı denizlerle çevrili, her tarım ürününü yetiştirecek zenginlikte olan, ülkeyi kapatsanız kendisine yetebilecek yer altı ve yer üstü kaynaklarına sahip memleketimizde bu bitmeyen çırpınış ne? Seçimden seçime, sadece oy istemek için hatırlanan o çiftçilerin hali nedir? Nar ağaçlarını ağlayarak kesen, zeytin bahçeleri tutuşturulan, mevsimlik işçi statüsünde buranın kör sıcağında, bu sefalete, hastalığa mahkum edilen binlerce insan için bu kader mi şimdi? Hani köylü milletin efendisiydi? Tartışılacak o kadar konu var ki...

Peki neden eserde ana motif olarak kaplumbağalar var? Benim görüşüm ağır aksak işleyen sistemi anlatmak için kullanıldığı yönünde. Aslında öğretmenin girişimi, köylülerin desteği ile yeşeren bağ, bir umudu simgeler. O susuz köyün, fedakarlıkla var ettiği bu bağ, bürokrasinin kaplumbağa hızında işleyen sistemine takılır. Belki "ağır aksak da olsa bir sitem olması yine de iyidir." diyebiliriz ama kitabın başında Kır Abbas'ın bir kaplumbağaya yaptığı gibi, eğer bir kaplumbağayı ters çevirirseniz, o zavallı hayvancık ölüverir. Ne sağlam taş gibi sırtı, ne de kabuğuna çekilmesi onu yıkımdan koruyamaz. Çok basit bir kararnameyle zaten köylünün emeğini, köylüye vermek varken, kaplumbağanın ters çevrilmesi gibi bir duruma düşer köylü. Yoktan bir bağ yeşertmiş, umutlarını yeşertmiş olan köy halkının verdiği cevap da manidardır. Bir de Nazım'a kulak verelim.
Nazım'ın elbette bu konuda da yazdığı bir şeyler vardır:

Türk köylüsü,
Topraktan öğrenip
kitapsız bilendir,
Hoca Nasreddin gibi ağlayan
Bayburtlu Zihni gibi gülendir.
Ferhad'dır,
Kerem'dir,
ve Keloğlan'dır.
Yol görünür onun garip serine,
analar, babalar umudu keser.
kahbe felek ona eder oyunu.
Çarşambayı sel alır,
bir yâr sever
el alır,
kanadı kırılır
çöllerde kalır,
ölmeden mezara koyarlar onu.
O, "Yunusu biçâredir,
baştan ayağa yâredir,"
ağu içer su yerine.
Fakat bir kerre bir derd anlayan düşmesin önlerine
ve bir kerre vakterişip :
"-Gayrık, yeter!.."
demesinler.
Ve bir kerre dediler mi:
"İsrafil surunu urur
mahlukat yerinden durur",
toprağın nabzı başlar
onun nabızlarında atmağa.
Ne kendi nefsini korur
ne düşmanı kayırır,
"Dağları yırtıp ayırır,
kayaları kesip yol eyler âbıhayat akıtmağa..."

Köylüler, işçiler, tüm ezilenler bir gün "Gayrık yeter..." derler mi acaba? Bu eseri okuyun ve okutun. Şimdi sırada diğer Fakir Baykurt romanları var. Ruhun şad olsun güzel insan.

not: Bu kitaptan yola çıkılarak "Umut Üzümleri" diye bir Türk filmi de çekilmiş. Bilgilerinize.

Muhammet Çelik 
04 Şub 2016 · Kitabı okudu · 11 günde · Beğendi · 9/10 puan

Fakir Baykurt ile tanışmamı sağlayan kitap. Anadolu'nun bir köşesinde suyu olmayan sıkıntılı bir yaşamı anlatarak başlıyor. Susuz köyün talihini değiştirecek yeniliği bin bir emek ile yapıyor köylüler. Tam talih değişiyor ki kanun bilmez köylülerin başına daha büyük bir uğursuzluk çöküyor.

Ne yazık ki bir dönem Türk Köylüsü devlet kanunlarından habersiz olduğunu çok güzel anlatıyor. Ayrıca imece yapmanın birlikte hareket etmenin faydalarını da çok güzel veriyor.

Güzel bir kitap.

Yine yıllar önce beğenerek okuduğum Fakir Baykurt kitaplarından okunası bir kitap. Beğenerek okudum. Okumanızı öneriyorum.

Şeyma Öztürk 
 10 Mar 21:35 · Kitabı okudu · 4 günde · 9/10 puan

Yaşam boyunca gerek insanlar, gerek mekânlar iyi ya da kötü pek çok değişime maruz kalabiliyor. Değişmeyen tek şey değişimin kendisi denir ya hani, işte bu sözü haksız çıkarırcasına bazı olgular değişmiyor veyahut farklı bir formda yine gün yüzüne çıkıyor. Şimdi diyeceksiniz ki 'Ya hu bunun kitapla ne ilgisi var?". Fakirt Baykurt eserini 1960'lı yıllarda kaleme almış. Eserin son sayfasını da devirip şöyle bir düşününce o zamandan bu yana değişmeyen ne çok şey var dedim kendi kendime. Zulüm, haksızlık, adaletsizlik, cehalet, iyi niyeti suistimal... saymakla bitmez.

Eserin konusundan söz etmek istiyorum öncelikle. Ankara'ya bağlı bir Alevi köyü olan Tozak Köyü'nde yaşayan köylülerin kendi emekleriyle sıfırdan oluşturdukları bir üzüm bağı için devlete karşı verdikleri mücadele yer alıyor satırlarda. Emeğin ne denli kıymetli olduğunu hepimiz biliriz bilmesine ama devletin kılıcı da kıldan incedir. İşte tam da bu nokta da adaletsizlik baş gösterir. Hayatında pek çok meyveyi tatmamış, pek çok nimetten mahrum kalmış insanlara bir üzüm bağı çok görülür.

O kadar çok sorun vardır ki bu mücadelenin yanı sıra satırları okudukça insanın içi acıyor. Cehaletin insanı nasıl savunmasız bıraktığını, haklı olduğu halde hakkını aramaya çalışan köylülerin bir yığın evrak işleriyle devlet tarafından nasıl oyalandığını görüyoruz. Sonsuz bir sadakatle devletine bağlı bir milletin adaletsizliklerle çileden çıkmaması mümkün mü? Devlet sevgisinin nefrete dönüşmesi de cabası.

Fakir Baykurt, kaplumbağalar etrafında bir köyün direnişini gözler önüne sermiş. Bu dramı anlatırken de Tozak köylülerine özgü şiveye ve akıcı bir anlatıma yer vermiş. Bu şive doğrultusunda eser içerisinde şahsen benim hiç duymadığım tabirler yer alıyor. Neyse ki kitabın en arkasında yer alan "Romanda Geçen Kimi Sòzcükler" isimli kısımda bu sözcüklerin anlamlarına yer verilmiş.

Kitap buram buram doğallık kokuyor. Kimi zaman bağbozumu sırasında yapılan şenliklere dahil olmuş gibi, kimi zaman yıkanmak için bir sabun dahi bulamayan köylünün hüznüne ortak olmuş gibi hissediyorsunuz kendinizi. Sürekli zor koşullarda çalışmakla geçen ve bu yetmezmiş gibi devlet memurlarının sömürülerine maruz kalan onlarca köylü... Bu satırları okuyunca Oğuz Atay misali 'Bat dünya bat!" diyesi geliyor insanın ya neyse.

Okumak için geç kaldığım bir eser ve yazar bana kalırsa. Içimizden, yaşadığımız hayatın gerçeklerinden bağımsiz olmayan ve hâlâ günümüzde dahi tekerrür eden olayları okumak istiyorsanız kitaba buyrun. Bir alıntı bırakalım ilham olsun:

"Kasabanın yolları taştan. Memurların ekini, orağı yok. Güneşi, sıcağı yok. Ay otuz, aylık doksan dokuz. Git köye yolluk, dön kasabaya yolluk! Avratların çok işi yok. Kıçlarını koymuşlar kapının taşına, sakız çiğnerler. Yedikleri önünde, yemedikleri ardında. Bir kocalarının keyfini çattırmaktan başka ne yorgunluk, ne sıkıntı. Esnafın işi de dalga. Tenekecininki tık tık. Berberinki kırt kırt. Yürümeden, yorulmadan, 'kölge'de! En zoru, hem de iyisi çiftçilik. Ama suyun olacak. Yeterli toprağın olacak. Atın, öküzün, motorun, mazotun olacak. Hem de Hazine diye, kesinleşmiş karar diye, imar, ihya, icar diye eciri misil diye sıkıntı vermeyecek bir hükümetin olacak. Bir devlet, baba bir devlet ki, herkesi evlat bilecek!"

Meşrebi Kalender 
 23 Nis 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Fakir Baykurt ismi her ne kadar Demokrat Parti döneminde yaşamak zorunda kaldığı zorluklarla anılsa da güzel abimizin hiç bir iktidarla arası güllük gülistanlık olamadı.

Aslında bu durum çok doğal.Çünkü gerçek tüm sanatçılar gibi muhalifti.(Solcu değil canım kardeşim muhalif.)

Sanatçı; içinde bulunduğu toplum, kafasındaki ütopyaya ulaşana kadar ( sağ,sol demeden;yetmez ama evet demeden) tüm iktidarları eleştirmekle görevlidir.

Adı gibi Fakir Abimiz de bu ve tüm yazılarında iktidarların düzeni sağlamak adına çıkardıkları ruhsuz,cansız,mantıksız bürokratik saçmalıkları yüzlerine çarptı.

"İki elin sesi var" sözü toplum arasında kabul görmesine rağmen nasıl oluyor da; sendika,dernek sözcüklerinin bozgunculukla bölücülükle veya en hafif yorumu ile içi boş sol bir jargonla eş tutulmasına duyduğu şaşkınlığını anlattı durmadan.

HAK aramak sözcüğünün Cenab-HAK tan bu kadar uzak bir eylemmiş gibi gösterilmesine isyan etti...

Gözünüz kapalı olarak tüm Fakir Baykurt küllliyatını cebren okutunuz efenim...

ayhan özköroğlu 
01 Nis 12:49 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

Fakir Baykurt'un okuduğum ilk romanı. çok sevdim. Bizden içimizden bir hikaye. Ve sanki o köyden o hikayenin içinden biri anlatıyor size. Unuttuğumuz bir çok gelenek, töre, akide bizi olan bizim ait söz, davranış davranış dökülüyor önünüze sayfalarca.
İnandıklarına aykırı düşen inançlara tahammül edemeyenlere gelsin...

M. Pınar 
05 Oca 00:13 · Kitabı okudu · 11 günde

İnsan şaşar kalır da okuduğu yaşamların varlığına, sonra şükreder seçemediği ama şekillendirebildiği yaşamına. Fazla mı varoluşçu yaklaştım acaba mevzuya :)
Bu kitabı okumak, iç anadolu bozkırında duyduğumuz yaşamın içine girmek gibi bi deneyim.

Mihriban 
16 Eyl 23:01 · Kitabı okuyor

Mahmudiye'de gördüğü altı aylık bir kurstu.Devlet henüz beş yıl okutup öğretmen yetiştirecek kadar varsıl değildi.Türkiye Kurtuluş Savaşı'ndan yeni çıkmıştı.Sekiz bin eğitmen yetiştirdi böyle kurslarla.Biri Rıza.

Syf.42
(Bölüm 4 üzümcü)

mesuttt 
28 Tem 2014 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

köylüye emekçiye dair muhteşem bir kitap ancak dilde acı tat bırakanlardan. keşke ülkemizde hak hukuk hep işçiden emekçiden yana olabilse.

kitapayraci 
02 Şub 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

yarım bıraktığım ve yarım bıraktığıma pişman olduğum bir kitap en yakın zamanda tekrar okumayı ve okutmayı düşünüyorum. :))

2 /

Kitaptan 28 Alıntı

Mehmet Sinan Gündüz 
27 Mar 22:24 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

- Devlet bize ne yapıyor ?
- Ne yapsın daha ? Altı ay sonra yeni bir vergi çıkartır. Öteberiye zam yapar.Daha nasıl düşünsün devlet sizi ? Dünyayı kalbura koyup eleseniz böyle devlet, hökümet bulabilir misiniz?

Kaplumbağalar, Fakir Baykurt (Sayfa 84)Kaplumbağalar, Fakir Baykurt (Sayfa 84)
Meşrebi Kalender 
23 Nis 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Bir daha dünyaya gelirsem, böyle susuz köye gelmem. Gözümü açar sulak bir köy ararım. Bulamazsam vazgeçerim gelmekten...

Kaplumbağalar, Fakir Baykurt (Sayfa 37)Kaplumbağalar, Fakir Baykurt (Sayfa 37)
Atilla Kuru 
14 Mar 21:50 · Kitabı okudu · 9/10 puan

"Dağ, taş dayanmazdı; biz dayandık."

Kaplumbağalar, Fakir Baykurt (Sayfa 361 - Literatür Yayınları)Kaplumbağalar, Fakir Baykurt (Sayfa 361 - Literatür Yayınları)
Şeyma Öztürk 
10 Mar 21:05 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

"İnsanın çenesi değil, yüreği konuşmalı."

Kaplumbağalar, Fakir Baykurt (Sayfa 326 - Literatür Yayınları)Kaplumbağalar, Fakir Baykurt (Sayfa 326 - Literatür Yayınları)
Şeyma Öztürk 
09 Mar 17:43 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

"Her köye bir eğitmen, öğretmen yollayabildik mi, Türk'ün düşmanları fesatlığından çatlayacak! Hem de sadece A'yı, B'yi değil, işi gücü, hak sormayı, hak almayı belletecek eğitmenler! Köylerin düşüncesini açacak, uyandıracak. O zaman milletin yüzüne kan, dizine can gelecek..."

Kaplumbağalar, Fakir Baykurt (Sayfa 49 - Literatür Yayınları)Kaplumbağalar, Fakir Baykurt (Sayfa 49 - Literatür Yayınları)
Şeyma Öztürk 
09 Mar 17:44 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

"Köylünün uyanmasından korktular da, eğitmenlere, öğretmenlere düşman oldular. Halbuysam köylünün uyanmasından kime ne zarar gelir? Köylü uyanırsa, yurda sahip olacak! Kötü bir iş mi?"

Kaplumbağalar, Fakir Baykurt (Sayfa 50 - Literatür Yayınları)Kaplumbağalar, Fakir Baykurt (Sayfa 50 - Literatür Yayınları)
Şeyma Öztürk 
09 Mar 17:45 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

"Kalabalıkta eşşek kuyruğu kesmek iyi olmaz Irıza, bunu bilirsin..."

Kaplumbağalar, Fakir Baykurt (Sayfa 51 - Literatür Yayınları)Kaplumbağalar, Fakir Baykurt (Sayfa 51 - Literatür Yayınları)
MerveDemir 
19 Şub 22:53 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

''Yazarım'' dedi Kır Abbas. '' Alırım bebeleri Irıza' nın elinden, hepsini dizimin dibine toplarım, türkü belletir gibi, kafalarının en ıssız yerine yazarım çektiklerimizi! Biz çektik siz çekmeyin hey kızlar, oğlanlar derim. Biz konu komşu, karı koca, emmi dayı, hep birbirimizle takıştık, bu yüzden başımıza gelen belaları defedemedik! Siz takışmayın! verin sırt sırta, tutun el ele; her hakkınızı hak edin, bizim çektiğimizi çekmeyin der der, yazarım!''

Kaplumbağalar, Fakir Baykurt (Sayfa 348 - Adam Yayınları)Kaplumbağalar, Fakir Baykurt (Sayfa 348 - Adam Yayınları)
Şeyma Öztürk 
09 Mar 09:22 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

"İyi adam eşeğinden, iyi karı döşeğinden belli olur!"

Kaplumbağalar, Fakir Baykurt (Sayfa 12 - Literatür Yayınları)Kaplumbağalar, Fakir Baykurt (Sayfa 12 - Literatür Yayınları)
Meşrebi Kalender 
23 Nis 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

On ayda on iki kez hır çıkaran ama kocasına bir kez candan sarılmayan şimdiki avratların anaları, sizler nasıl anaydınız? Karısını kızını hoş tutmayan, sevip okşamayan kavatoğlu kavatlar, sizler nasıl bubaydınız, kocaydınız?

Kaplumbağalar, Fakir Baykurt (Sayfa 132)Kaplumbağalar, Fakir Baykurt (Sayfa 132)
3 /