Bir söylemin doğru/yanlış olduğunu ya bilebilirsin ya da doğru/yanlış olduğuna inanabilirsin. Bu inanç ve bilgi çizgisini belirleyen ise ispattır.
Örneğin "Bu yıl 200 tane kitap okudum." diye bir söylemim var. Bu söylemin doğru/yanlış olduğuna ben ispat sunana kadar sadece inanabilirsiniz. Sesli bir şekilde 200 kitabı da okurken kayıtlarım mevcutsa ancak doğru olduğunu bilebilirsiniz. Herhangi bir ispat yoksa ortada bir kesim kendi akıl yürütmesi sonucu doğru olduğuna, diğer kesim yanlış olduğuna inanacaktır.
Dolayısıyla; din, inanç ile temellendirilmiş bir yapı, bilim ise adı üzerinde bilgi üzerine, ispat üzerine kurulu bir yapı. Dini söylemleri alıp bilimsel açıdan değerlendirmeye çalışmak bana pek mantıklı gelmiyor.
İnananların inanmayanlara, kutsal kitaplarındaki söylemlerin doğruluğunu ispatlayıp ona inanmasını beklemesi saçma dolayısıyla. O söylemin doğruluğunu biliyor olacak inanıyor olmayacak.
Öte yandan asıl sorun, dini inancı olmayanların, dinsel söylemlerin yanlış olduğunu ispatlamaya çalışmaları. Burada günümüz bilimiyle yanlışlığı ispatlanabildiği düşünülen birçok dini söylemin aslında boyut kavramlarının da bilimde var olmasından dolayı kesinlikle yanlış olduğu söylenemez. 3 boyutlu evrenin, hatta modern fizikte zaman da bir boyut sayılıyor diye biliyorum dolayısıyla 4 boyutlu evrenin fizik kanunlarıyla, bilimsel yasalarıyla yanlışlığı ispatlandığı düşünülen bir söylemin, daha üst boyutlarla açıklanabileceğine inanan birisini bu inançtan nasıl vazgeçireceksin? Hiçbir şekilde aksini ispatlayamayacaksın.
Ortada gereksiz bir çaba var iki tarafta da. Bence inanç gereklidir. Herkes bir şeylere inanır veya inanmak zorunda kalabilir ispat imkansızsa. Bunun yanısıra dini inançların mutlu yaşamaya büyük bir faydasının olduğunu düşünüyorum. Neden dini inanca