Matt

Kim olduğumuz sorusuna cevap ararken, aklı­mız hep, kim olacağımız sorusuyla karışıyor. Kim olacağımızı düşündüğümüzde ise kim olmak istedi­ğimiz sorusu peşimizi koyvermiyor. Gerçekte, kim olduğumuzu öğrenme süreci içinde bile kimliğimiz yeniden oluşuyor. Sanki Werner Heisenberg'in belir­sizlik ilkesine tabi olmuş gibiyiz. Nerede olduğumu­zu öğrenmeye çalışırken nereye gittiğimizin bilgisi elimizden kaçıyor, eğer nereye gittiğimizi bilme gay­retine kendimizi kaptırırsak nerede olduğumuzu unutma tehlikesine uğruyoruz. Ama bütün bu belir­sizlik içinde karartılamayacak, önemi azaltılamaya- cak, vazgeçilemeyecek bir kalkış noktamız var: Bizler, hepimiz birer ürünüz. Hepimiz husule geldik, hepimiz oğullar ve kızlarız.
Reklam
Waldo Sen Neden Burada Değilsin?
Thoreau, ABD'nin Meksika'ya karşı yürüttüğü emperyalist savaş sırasında konan nüfus başına ver­giyi «ödediği dolar bir adam öldürmek üzere, başka bir adam veya tüfek satın almaya yaramasın» ge­rekçesiyle vermeyi reddedince bir gece hapiste yattı. Kendisinden ondört yaş büyük olan ve bir çok özgür­lükçü düşünceyi kendisiyle paylaşan Ralph Waldo Emerson, telâşla arkadaşını görmek üzere onun hücresine girdiğinde aralarında şöyle bir konuşma­nın cereyan ettiği anlatılır: «-Henry, neden buradasın ? » «-Waldo, sen neden burada değilsin?»
Ben bilgiye bir açılım, bir genişleme ve öğren­diklerimle dünya üzerindeki varlığımı anlamlan­dırma imkânı olduğu için rağbet ediyorum. Fakat bilgi olarak karşıma çıkan dünya görüşleri önce yeni bir ufuk gibi göründükleri halde, sonradan sadece kendi kanallarında seyretmek şartıyla yararlanıla­cak bilgiler sunduklarını itiraf eden diktatörler hali­ne dönüşüyorlardı. Oysa benim birinci derecede önemsediğim herhangi bir dünya görüşünün bayra­ğının yükseltilmesi değil, kendime, birlikte yaşadı­ğım insanlara ve mümkünse bütün insanlığa iyileş­tirme getirecek bilgilere varmak, bu bilgileri geçerli kılan düşünme yollarım açık tutmaktı.
«Darwin'in benimsenen yaygın etkisinin sırrı burada gizlidir: Onun doğal seçme teorisi endüstriyalizmin acımasızlığını takdis etti ve endüstriyalizmi izleyen emperyalizme taze kan pompalandı. Var olmak için mücadele kavramını vurgulamanın yardımlaşma faktörünü unutturduğu önemsenmedi, türler arasında mücadele değil de işbirliği bulundu­ğunun hayatın dayanaklarından biri olduğu gerçe­ğinin gözden uzak tutulduğu önemsenmedi, yiyeceği­ni paylaşarak yaşama tarzının yağmacılık kadar es­ki olduğu önemsenmedi (...) Böylece Darwin, bir bi­yolojist olarak değil, bir mitolojist olarak zafere ulaştı: Sınıfın, ulusun, ırkın hak iddia edişine kut­sal bir «bilimsel» dogmanın desteğini sağladı». (Le­wis Mumford, The Condition of Man, London, 1994.pp. 349-50).
Montaigne
Zira dünyadaki en önemli şey "kendine ait olmayı bilmektir" ona göre. Gerçek özgürlük ve kişisel hükümranlık dükkanımızın (yani hayatımızın) arkasına kendimiz için yapacağımız küçücük bir odadır. "Başkaları için yaşadığımız yeter! Hiç değilse bize kalan şu son yaşam parçasında kendimiz için yaşayalım. Kendimize ve huzurumuza, düşüncelerimize ve niyetlerimize doğru dönelim yeniden." Belki o zaman kendinizi asli parçası olmadığımız şeylerden sıyırabilir, sahip olduğumuz yada olamadığımız değerleri fark edebiliriz.